Salı , Aralık 6 2022

Gyges’in Yüzüğü, Psikanaliz ve Yüzüklerin Efendisi

Çevremize baktığımızda her şeyin bir kuralı olduğunu görürüz.  Bu kurallar çiğnendiği zaman kanun ve yasalar gereğince mahkemeler bu insanlar hakkında hüküm verir ve cezalar uygulanır. Cezalar sonucunda bu kanun dışı eylemlerin bir daha gerçekleşmemesi amaç edinilir. Peki, ya kurallar, yasalar, cezalar hatta ideal bir devlet düzeni olmasaydı ne olurdu? İnsanlar yine de erdemli ve ahlaklı olur muydu? Doğruyu seçer miydi?

Platon, Devlet adlı kitabında Sokrates ve Glaukon’a doğruluk ve eğriliğin ne olduğu tartışması yaptırır.  Glaukon’a, insanın yasaların ve cezaların olmadığı bir yerde serbest bırakıldığında her zaman daha fazlasını isteyeceğini, onları bunlardan kötülükten alıkoyan şeyin ise kanun olduğunu anlatmak için Lydialı Gyges’in Yüzüğü Hikayesi’ni anlattırır. Hikaye şöyledir:

“Gyges, Lydia kralının hizmetinde bir çobanmış. Günün birinde bir sığınak ve bir deprem yüzünden yer çatlamış, hayvanların otladığı yerde derin bir yarık açılmış. Bunu görünce şaşakalan çoban, yarığın içine inmiş ve orada görülmedik birçok güzel şeyler arasında içi oyuk, üstü delik deşik, tunçtan bir at görmüş. Eğilip içine bakmış atın. İnsan boyundan büyük bir ölü görmüş, ölünün parmağındaki altın yüzükten başka bir şeyi yokmuş. Bu yüzüğü alıp yukarı çıkmış. Çobanlar, her ayın sonunda olduğu gibi, krala hesap vermek için toplandıklarında Gyges, toplantıya parmağında yüzükle gelmiş. Otururlarken yüzüğün taşını farkına varmadan avucunun içine çevirmiş. Bunu yapar yapmaz da yanında oturanlar kendisini görmez olmuşlar, nereye gitti diye soruşturmaya başlamışlar. Şaşakalmış herkes. Yüzükle oynarken taşı çevirince gene göze görünür olmuş. Böylece işi çakan Gyges, yüzüğün tılsımını denemiş. Bakmış ki yüzüğün taşını içeri çevirince görünmez oluyor, düzeltince görünüyor. Bunun üzerine saraya girenlerin arasına katılmanın yolunu bulmuş. Sarayda kralın karısını baştan çıkarmış, onun yardımıyla kralı öldürüp yerine geçmiş” (Platon, 2005: 359d-360b).

Sokrates ve Glaukon’un bu hikayeden çıkardıkları sonuç ise kişinin haksızlık etme fırsatı bulduğu taktirde her zaman haksızlık edeceğidir. Çünkü haksızlık yapan kişi doğru olan kişiden her zaman daha kârlı çıkacaktır. Hikayede yüzüğü taktığında görünmez olan Gyges’in kurallar ve yasalar onu görmediğinde kötülük yapabilmesini erdemli olmayan insan yani eğri insan davranışı olarak indirgeyebiliriz. Asıl sorulacak soru şudur:

Böyle bir yüzüğünüz olsaydı doğruluktan sapar mıydınız?

Hayır, dediğinizde sizi hayır demeye iten, insanların sizin hakkınızda ne düşüneceği mi, kanunlara aykırı olduğu düşüncesi mi yoksa kendi ahlak terazinizde tartıp biçtikten sonra vicdani bir şekilde yanlış bir davranış olduğu karar vermeniz mi? Eğer bu son seçenek ise erdemli bir davranış gerçekleştirmiş olursunuz. Fakat insanın doğasında olan “Beni kimse beni görmüyor, kötülük yapmamda bir sakınca yok!” düşüncesi gereği hayır da diyebilirdiniz. Platon, insanın bu içsel çatışmayı açıklayabilmesini sağduyuyla hareket edip ahlaki olanı seçip seçmemesini yani bir nevi nefs mücadelesini insanın özünü bulmasını sağlayacak en önemli fenomen olduğunu ileri sürer. Platon’un bahsettiği nefs mücadelesi Freud’un yapısal kişilik modeline benzer. Bu yaklaşım psikanalİtik kurama yeni bir bakış kazandırmıştır. Modelde kişiliğin id, ego ve süper egodan oluştuğunu ve davranışlarımızın bu üç sistemin etkileşmesi sonucu varolduğunu anlatır.  Slavoj Zizek, Zaten Yoktular kitabında bu modelle ilgili şu çıkarımı yapar:

“Freud’a göre ‘id’ tümüyle ahlak dışıdır. ‘Ben’ (ya da ego) ahlaklı olma çabasındadır. ‘Üst ben’ (ya da süper ego) ise fazlasıyla ahlaklı ve ancak id’in olabileceği kadar da zalimdir. ‘Ben’ hem ahlaksız ‘id’ ile, hem zalim ‘üst ben’ ile hem de dış dünyanın binbir türlü sorunu ile başa çıkmaya çalışan zavallı bir yaratıktır”.

Bu sistemde İd (Alt ben) Gyges’in yüzüğü hikayesindeki yüzüğü takıp görünmez olması ve kralı öldürüp tahta geçmesi İd’in istekleri doğrultusunda gerçekleşmektedir. İd’in istekleri mantık dışıdır, odaklıdır ve hep ister.

Ego (benlik) ise dengeleyici görevi üstlenir. Her zaman orta yolu arar. Bu hikayedeki egonun görevini sihirli yüzük üstleniyor dersek yerinde olacaktır. Çünkü Ego (benlik) hem biraz ahlaklı olsun hem de haz versin diye düşündüğünden “Hırsızlık yapalım fakat kimsenin görmediği bir vakitte yapalım!” diyerek çalma hazzının gerçekleşmesi için güvenli bir yol bulmaya çalışır.

Gyges, kişinin yüzüğü taktığında ahlak dışı istek ve arzularını gerçekleştirmek için Ego’yu harekete geçirdiğini söyler. Buna karşın benliğin vicdani ve ahlaklı yanı olan Süper Ego da sürece dahil olur. Süper Ego’nun karar mekanizmasını  insani ve toplumsal değerler yönetir. Süper Ego, yüzüğü takı onu kimsenin görmediği, dolayısıyla onu kimsenin cezalandıramadığı durumlarda bile sahip olduğu vicdan mekanizması sayesinde kendisini ödüllendirip cezalandırabilir. Bu yüzden İd’i bastırıp Ego’yu ahlaki tarafa çekmeye çalışır. Gyges’in Yüzüğü Hikayesi’nde Süper Ego, İd tarafından tamamen bastırılmıştır. Süper Ego’nun hakim olduğu ikinci senaryoda Gyges, atın içinde bulunan cesedin parmağındaki yüzüğü almaz ve çobanlık yapmayı sürdür. Bu durumda Süper Ego iktidarında İd tamamen yok edilir, Ego ahlaki yöne çekilir. Bu hikaye hayli popüler olan Yüzüklerin Efendisi kitaplarında ve filmlerinde benzer ana fikirlerle ele alınmıştır.

Şair, filolog ve akademisyen olan J. R. R. Tolkien, Yüzüklerin Efendisi kitabında Orta Dünya Evreni diye bir yer kurar. Bu evrende elfler, büyücüler, insanlar, hobbitler, cüceler ve daha birçok değişik kurgusal karakteri yaratmıştır. Tolkien’in yarattığı bu karakterlerin ve Orta Dünya Evreni’nin bir mitopya örneği olduğunu da söyleyebiliriz. Tolkien kitaplarında belirli bir dine gönderme yapmamıştır fakat çok fazla mitsel unsur bulundurduğundan bu evreni Tolkien Mitolojisi olarak da adlandırmışlardır. Yüzüklerin Efendisi’nin Kelt mitolojisinden esinlendiği söylenilse de Tolkien cücelerin isimlerini İskandinav mitolojisinden almıştır. Kitaplarında Germen peri masallarının ve hayvan masallarının izleri görülmektedir.

Gyges’in yüzüğü hikayesinin Yüzüklerin Efendisi kitaplarıyla çok benzer yanları olduğu görülmektedir. Kitapta elflerin yaptığı Üç Yüzük vardır; bunlara Güç Yüzükleri adı da verilir. Bir de Sauron’un yaptığı ve her şeye hükmeden Tek Yüzük vardır. Bu yüzüklere dair kitapta eski bir şiir yer alır ve şiirin bir bölümü de yüzükte Kara Lisanda yazılmıştır.

Şiir şu şekildedir:

“Üç Yüzük göğün altında yaşayan Elf Kralları’na

Yedisi taştan saraylarında Cüce Hükümdarlar’a,

Dokuz Yüzük Ölümlü İnsanlar’a, ölecekler ne yazık!

Bir Yüzük gölgeler içindeki Mordor Diyarı’nda,

Kara tahtında oturan Karanlıklar Efendisi’ne,

Hepsine hükmedecek Bir Yüzük, hepsini o bulacak,

Hepsini bir araya getirip karanlıkta birbirine bağlayacak,

Gölgeler içindeki Mordor Diyarı’nda” (Tolkien, 2015a, 71-72).

Karanlıklar efendisi kötülüğü yaymaya ve yok etmeye başlar. Elfler ve insanlar bu olanlardan sonra Sauron’un yok edilmesi için bir savaş yaparlar ve Sauron’un bedeni yok edilirken kötülük ve yüzük yok edilemez. İlerleyen zamanlarda Gollum karakteri yüzüğü bulur ve sihrini keşfeder. Gyges’in Yüzüğü’nde olduğu gibi Güç Yüzüğü de onu takan kişiyi görünmez yapar. Yüzüğün gücü yavaş yavaş Gollum’u ele geçirir ve Gollum yüzüğün hizmetkarı olmaya başlar. İki hikayede de yüzük, yüzüğü takan kişiye kanunların ve cezalara karşı koruma sağlar.  Bu da yüzüğü takan kişiyi korkusuz ve özgür kılar.  Bu dışsal evrendeki özgürlük aslında takan kişiyi yüzüğe esir eder ve içsel olarak köle olmasına sebebiyet verir.  Rick Gekoski, Gollum karakterini kitabında şöyle betimler:

“Tolkien’in Gollum’u, içimizdeki çocuğun eğri büğrü, çarpılmış, açgözlülük ve muhtaçlıkla yoğrulmuş hali değil midir? Hepimizin içindeki evrensel ve tiksindirici bir şeyi temsil etmez mi?”

Bu alıntıda tasvir edilen çocuk, Freud’un İd’ine benzer. Sonsuz istekler ve arzulara kapılan Gollum’un  yavaş yavaş İd’e nasıl dönüştüğünü görebiliriz. Gollum, yüzük kendisini terk ettiğinde bile yüzüğün peşine düşer,  onun için her şeye katlanır. Bir bakıma Gollum yüzükten hem nefret eder ve hem yüzüğü sever. Bu çelişki, Ego’nun görevine benzer.

İhtiyaçlar her zaman vardır ve varolacaktır. Çünkü insanların doğaları gereğidir bu ihtiyaçların sürekliliği. Örneğin temel ihtiyaçlardan yeme, içme, barınma ve güvenlik, var oluşumuzun büyük bir kısmını oluşturur. Tamamen var olabilmesi için de sevme, sevilme ve ait olma gibi ihtiyaçların giderilmesi gerekir. Ancak bunlar sağlandığında insan mutluluğa erişip kendini gerçekleştirebilir. Yüzük, takan kişiyi bu ihtiyaçlarını giderdiğini ve mutluluğa eriştirdiğini düşündürtür. Buna karşın kişinin zihnini ele geçirir. Yüzüğü takan kişi ancak yüzüğe sahip olduğunda var olabilmeye başlar.

Yüzük her ne kadar kişiyi görünmez kılsa da vicdanı görünmez kılamaz, onu susturamaz çünkü vicdanın varlığı maddeye ihtiyaç durmaz. Vicdan her zaman oradadır. Yüzüğü takan kişi kanunlardan ve cezalardan kaçabilse de vicdanın yargılamasından kaçamaz. Bu sebeple Gollum’da görüldüğü gibi, ona hem sahip olma hem de ondan kurtulma çelişkisi yaşar. Böyle bir çelişkiye düştüğümüzde vicdanımızın sesini dinleyip içimizde doğuştan var olan ahlak yasalarına kulak verebiliriz. Ünlü filozof Immanuel Kant’ın mezar taşı kitabesinde yazan şu hayranlık uyandıran ifade bize rehberlik edebilir:

“Üzerinde düşündükçe iki şey ruhumu daima yeni ve giderek artan bir hayranlık ve saygı ile dolduruyor: Üstümdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası”.

Ahlak yasasının varlığı,  dogmatik ve çıkarcı ahlak yasalarıyla çelişse de neyin doğru olduğunu özgürce seçme yetkisinin bizde olduğunu gösterir.

Yüzyıllardır var olan ve süregelen görünmez yüzüklerden kurtulmamız temennisiyle.

Her şeyi gören göz sizinle olsun.

Neslihan KÖŞGER

Kaynaklar

  • Tuzcuoğlu, N. (1995). Psı̇kanalı̇z Kuramı Ve Özellı̇klerı̇. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi7(7), 275-285.
  • https://www.cafrande.org/psikanaliz-freud’un-gelisim-donemleri-icguduler-ego-ve-superego/
  • Diş, S. B. (2021). Gyges’ in Yüzüğü ve Bentham’ın Panaptikonu Bağlamında Görünürlüğün Kötülük ile İlişkisine Dair Bir Soruşturma. Beytulhikme: An International Journal of Philosophy, 11(1).
  • https://kaynaklarlatarih.blogspot.com/2016/03/gygesin-sihirli-yuzugu.html
  • Vural, Y. (2017). Mitos ‘tan Logos’a Arkeo Mitoloji. 1. bs. İstanbul: ArkeoPera.
  • Tolkien J.R.R., (2015a). Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği. Çev. Çiğdem Erkal İpek. Metis Yayınları.
  • Artun, A. (2014). Yüzüklerin Efendisi’nde Yitik Toplumsal Masumiyet. Marmara İletişim Dergisi, 12(12), 45-51.
  • Özenç-Kasımoğlu, M. (2020). JRR Tolkien’in Orta Dünya mitolojisi kapsamında Yüzüklerin Efendisi adlı eserinin Türkçe çevirisine metinlerarası odaklı bir bakış(Doctoral dissertation).
  • Zizek, S. (2021). Zaten Yoktular Kurmaca Bir Söyleşi, Metis Yayınları.
  • Ergün, E., & ÇÖTOK, T. (2022). Polis İnşasında Mitos Örneği: Gyges’ in Yüzüğü. Beytulhikme: An International Journal of Philosophy, 12(1).
  • Çalışır, G., & Aydoğan K. (2018). “Yüzüklerin Efendisi” Örneği Özelinden Transmedya Hikâyeciliği.

Hakkında Sophos Akademi

Sophos Akademi, bir popüler bilim ve teknoloji sitesidir. Yaşama bilgelik katmayı amaçlar. Konuk yazarların makaleleri veya sitenin haberleri bu avatar ile yayınlanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.