Sanal Gerçeklik, Zihinsel Sorunlara Yol Açabilir

Gündelik hayatta strese sürekli maruz kalmanın anksiyete ve depresyon gibi zihinsel bozukluklara yol açtığı uzun süredir biliniyordu. Peki ya sanal hayatımızda durum nasıl?  Son araştırmalar, sanal gerçekliğin tıpkı strese maruz kalındığında olduğu gibi, süreklilik arz ettiğinde zihin sağlımızı bozduğunu ortaya çıkardı.

Davranış bilimci Carmen Sandi ve ekibi, insanların stres faktörlerine duyarlılığını sanal ortamda ölçen yeni bir araştırmaya imza attı. Bu araştırma, sanal gerçekliğe kronik maruziyetin zihinsel bozukluklara yol açtığını ortaya koyuyor. Ayrıca araştırma, psikoloji çalışmalarına yeni bir metot sunması bakımından da oldukça önemli. Laboratuvar araştırmalarında deneklerin doğal olmayan ortamlardaki tepkilerinin ölçülmesi yaygın bir yöntemdir.  Hatta bu deneylerde teknolojinin imkanlarından yaralanarak giyilebilir cihazlar ve diğer algılama teknolojileri bile kullanılabiliyor. Bunun bir adım ötesi ise bu deneylerin sanal ortamında yapılabilmesi.

Üç farklı VR Senaryosu uygulandı

Sandi’nin uyguladığı yöntem, sanal gerçeklik stres senaryoları geliştirerek katılımcıların bu sanal gerçeklik (VR) senaryolara dalmasını sağlama üzerine kurulmuş. Üç farklı stres senaryosu geliştirildi. 135 katılımcının bu senaryoların her birini 90’ar saniye içinde sıra ile gerçekleştirmesi istendi. Katılımcılar ilk senaryoda, başlangıç çizgisini geçtikleri anda boş bir sanal odada buluyorlar kendilerini. Katılımcıların içinde bulundukları gerçek oda ile aynı boyutlarda olduğundan duvarlara dokunduklarında gerçekmiş gibi hissetmeleri sağlanıyor.  İkinci senaryoda kendilerini sanal bir şehirde, zemininden birkaç metre yükseklikte sanal sokakta buluyor. Üçüncü senaryoda ise katılımcılar tamamen karanlık bir odaya yerleştiriliyor. Sanal bir el feneri verilen katılımcılara, köşelere dört insan figürün yerleştirildiği karanlık bir labirenti keşfetmeleri söyleniyor.

Katılımcıların her bir VR senaryosundan geçerken kalp atış hızları, sanal ortamı nasıl keşfettiklerine ilişkin davranışsal parametreleri incelendi; sanal gerçekliğe sürekli maruz kaldıklarında nasıl etkilendikleri gözlendi. Araştırmacılar deney sonrasında, bireylerin sanal gerçekliğe karşı fizyolojik savunmasızlığını gösteren bazı veriler elde ettiklerini düşünüyorlar.

Dijital çağa ayak uydurmak zor!

Sanal gerçeklik teknolojileri her ne kadar gündelik hayatımızı kolaylaştırsa ve eş zamanlı işlemleri yapabilme gibi yeteneklerimizi geliştirse de öyle görünüyor ki sağlıklı bir ruh hali vaat etmiyor.  Dijital çağın ritmine ayak uydurma çabası, stresi büyük oranda tetikliyor ve günümüzde depresyon nedeniyle psikolojik destek almayan birey neredeyse kalmadı.  Bu araştırma, gelecekte giderek artması olası görünen psikolojik sorunların önceden tespit edilebilmesi açısından önemli bir öngörü sağlıyor. Sanal gerçeklik keşfi sırasında yüksek yoğunluklu patolojiye ve zihinsel bozukluklara yakalanma riski taşıyan kişiler önceden belirlenebilecek. Hatta buradan yola çıkarak, psikologların dijital çağın ruhsal danışmanları olmaya devam edeceğini ama muayenehane yerine laboratuarlarda stres ölçümü yapacakları dair bir tahminde bile bulunabiliriz. Çünkü artık stresi sanal ortamda ölçülebilecek ve risk altındaki bireyleri tespit edip erken müdahale sağlayacak yeni bir yöntemimiz var.

Psikolojide sanal deneyler başlıyor

Aslında gerçekliğin ihlal edildiği senaryolar yeni değil, gündelik yaşam pratiklerini araştıran etnometodolojinin henüz dijital çağ başlamadan önce önerdiği bir yöntem bu. Gerçekliği bozan sahneler ile bireylerin bunlara verdiği tepkilerin ölçülmesine dayanan ihlal deneyleri tam da tüm gündelik yaşam pratiklerimizi aktardığımız sanal ortam için biçilmiş kaftan.  Bu araştırmada olduğu gibi, dijital toplumu anlamak ve sorunları tespit etmek için gerçekliğin ihlal edildiği senaryolara ihtiyacımız var.

Bu yöntemin hayvan çalışmalarından yola çıkarak geliştirilmiş olması da atlanılmaması gereken bir nokta. Hayvanlarla yapılan deneylerde olduğu gibi tehdit edici veya oldukça stresli durumlara maruz kaldığında katılımcıların kalp atış hızı ve değişkenliği ölçülüyor; tek bir farkla: Klinik ortam yerine sanal bir ortam kullanılıyor. Artık psikolojik deneylerde, hayvanların ve labirentli düzeneklerin değil, sanal ortamın kullanılacağı yeni bir dönem başlıyor bile diyebiliriz.

Semra AĞAÇ SUCU

Kaynak: https://medicalxpress.com/news/2020-11

Hakkında Semra AĞAÇ SUCU

Marmara Üniversitesi, Bilişim doktora öğrencisi. Çalışma alanları: İletişim Sosyolojisi, Teknoloji ve Etkileşim, Sosyal Medya, Bilişim, Etik ve Mahremiyet, Dijital Göç, Kimlik, Toplumsal Değişme, Dijital Kültür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir