Sosyal Medyanın Yok Ettiği Bir Duygu: Utanma

Utanma, en yaygın kullanımıyla özel bir nedene bağlı üzüntü türü olarak tanımlanıyor: “Onursuz sayılacak veya gülünç olacak bir duruma düşmekten üzüntü duyma, mahcup olma.” Diğer insanlardan yansıyan, yansıyacağı varsayılan olumsuz bakışlara dair bir üzüntü. Bazen de tamamen kendine yakıştıramama hali. Utanç, mahcubiyet olarak isimlendirilen bu üzüntüye neden olan şey, çok kuvvetli bir sosyal zemine oturmaktadır.

Utanma duygusu o kadar büyük baskı yaratır ki sonraki düşünceler genel olarak “Yer yarılsaydı da içine girseydim!” diye özetlenebilir. Aynı nedenlerle utanılan olaylara ilişkin anılar derinlere gömülmeye, hatırlanmamaya çalışılır. Çünkü her aklınıza geldiğinde ya da birisi hatırlattığı zaman aynı utanma duygusu olay yeniymiş gibi yaşanır.

Hiç utanma duygusu olmayan insanlar yüzsüz, utanmaz gibi kelimelerle tanımlanır. Toplum utanma duygusu olmayanlara kızar, onları dışlar. Buna karşın yapılan davranış ne olursa olsun, utanma belirtisi gösterenler için toplum daha kabullenicidir. Çünkü utanma duygusu olan kişi daha az zararlı, daha güvenilir bulunur.

Eğer kişide utanma duygusu ortadan kalkarsa  beynin sağ yarı küresinde bulunan, “anterior-cingulatecortex” adı verilen bölge diğer insanlardan küçük olabilir. Utanma duygusu sosyal bir duygu olduğu için temelinde, diğer insanların davranışlarımızı nasıl değerlendireceği, yargılayacağı ve hakkımızda ne düşünecekleri endişesi var demektir. Yapılanın ardından başkalarının düşündükleri sanıldığından her şey utancı arttırır.

Sosyal medyada utanma duygusu zayıflıyor

Utanılacak şey, toplumsal alanda yeniden inşa edilemezken kişinin utanıp utanmadığı, ne kadar utandığı neredeyse tamamen bireysel alanda biçimlenmektedir. “Utanma duygusuna sahip olmak” veya “utanması olmamak” gibi tabirlerin nedeni bireysel ve toplumsal erdemlerin kaybedilmesinden kaynaklanmaktadır. Bazı insanlar sosyal medyada eski nesillerin ancak birbirlerinin kulaklarına fısıldayarak söyleyebilecekleri cümleleri adeta tüm cümle aleme ilan edebiliyorlar artık. Utandırma sözünün işlevsizleştiği bir zaman dilimindeyiz çünkü utandırma ancak utanma duygusu var olmaya devam ettiğinde mümkün olabilmektedir.

Eskiden albümlerimizi birbirimize göstererek beni beğen, beni beğen demezdik artık maalesef sosyal medyada çoğumuz en özel resimlerimizi yayınlayarak beni beğen diyoruz.

Aşka mahcubiyet katmak!

Umberto Eco der ki “Bu devirde aşka biraz mahcubiyet katmak lazım!” Özel duygular aşikare ilan edilmez. Sosyal medyada her şey olması istenilen formlarda gösteriliyor. Aile mutlulukları Instagram’da herkesin gözüne çıkacak şekilde paylaşılmamalıdır. Birgün ünlü bir İspanyol yönetmene, “Dünyada gün geçmiyor ki yeni bir felaket çıkmasın. Bu dünya nasıl kurtulacak?” diye sorulunca yönetmen şu cevabı verir: “Bu dünyayı sadece mahcubiyet ve utanç kurtarabilir”.

Utanmıyorsan istediğini yapabilirsin!

Bir hadisi şerifte Hz. Muhammed (sav) şöyle söyler: “Utanmıyorsan ne dilersen yap!” Görüldüğü gibi insanlığın en önemli korunma mekanizmalarından birisi de utanma duygusudur. İnsan olmak acizleri, yoksulları korumak kollamak demektir.  Utanma duygusunu kaybetmeyen bir birey asla yoksulların içinde varlık içinde yaşayamaz. Lüks mekanlarda yediği yemekleri sosyal medyada paylaşamaz!

Eller’a göre çoğu zaman utanma, adaptif (uyarlanan) bir şeydir. Duygularımızı ifade etmek sosyal ilişkileri tamir eder ve affediciliği ortaya çıkarır. Feinberg’in gösterdiği gibi, bu utanma halini sergilemek, güvenilirliği bile artırabilir. Ancak öte yandan başka bir sosyal grubun önünde hata deneyimlemek veya utandığımızı sergilemek önyargıları artırıp “biz” ve “onlar” arasındaki mesafeyi genişletir.

Eller’a göre iki sosyal grup arasındaki ilişkilerin artması önyargıların azalmasını sağlar. İnsanlar dış grubun üyelerini tanımaya başladıkça; birbirlerinin diğerleri tarafından nasıl algılandığını daha çok önemser, herhangi bir tuhaf durumda utanma ihtimalleri ise dolayısıyla daha fazla artar.  Sonuç olarak birazcık utanma sosyal farklılıklar arasında köprü kurmaya yardımcı olabilir.

Mehmet Akif Ersoy ne güzel yazmıştı: “Göster Allah’ım, bu millet kurtulur, tek mucize! Bir utanmak hissi ver gaip hazinenden bize!”

Halil İbrahim İşbilici

Hakkında Halil Ibrahim İşbilici

1972 Isparta doğumludur. Marmara Üniversitesi PDR mezunudur. Yüksek lisansını Marmara Üniversitesi, Bilişim bölümünde yapmıştır. ABD, Kanada ve Rusya’da çeşitli mesleki eğitimler almıştır. İyi derecede Rusça ve İngilizce bilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir