Y Kuşağı Neden Mutsuz ve Ne Yapılabilir?

Son günlerde Almanya’da ilginç bir tartışma söz konusu. Tartışmanın odağında Y kuşağı var: Y kuşağının hayattan ve toplumdan beklentileri, hayat planları.

Y kuşağı, önceki kuşakların aksine, geleneklere ve toplumsal kurallara uyma noktasında çok istekli görünmemekte, sistemleri ve kuralları sıklıkla eleştirmekte, mükemmele yakın bir hayat tarzı arzulamaktadır. Mükemmele ulaşmak için ise daha özgür bir dünya istemekte, önceki kuşaklar gibi itaat kültürüne teslim olmaktan ziyade sorgulayıcı, araştırıcı, iyileştirici bir tavır takınmaktalar.

Nasıl ki Z kuşağı ebeveynleri gibi ter ve göz yaşı dökmek istemeyip sosyal medyada görmüş oldukları arabaların, evlerin, seyahatlerin en iyilerini zahmetsizce elde etmek istemekteyse Y kuşağı da kimseden emir almak istemeyip kendi işinin patronu olmak, daha huzurlu ve özgür bir hayat tarzı istemektedir.

Öncelikle Y kuşağının tipik özelliklerinin kariyer seçimi üzerinde doğrudan etkisi vardır. İnsanı başarıya götüren altın yol, yeteneklerine ve isteklerine uygun iyi bir eğitim almaktan geçer. Her şeyden önce seçilecek iş mantıklı olmalı, seçen kişiyi mutlu etmeli, işin kendisi ilginç olmalı ve kişiye heyecan vermeli, seçilecek iş ilgili kişiye becerilerini kullanma ve geliştirme fırsatı sunmalıdır. Bir Çin atasözü şöyle der: “Sevdiğin mesleği yap ve hayatın boyunca çalışmak zorunda kalma!” Sevdiği işi yapan insanların kendilerini çalışıyormuş gibi hissetmedikleri gözlemlenmektedir. Y kuşağını iş hayatında özgürlüğe ulaştıracak yol, kendilerini yetenekleri doğrultusunda geliştirebilmelerinden geçmektedir.

İnsanlar için iyi bir iş seçimi ne kadar önemli ise özel hayatlarından aldıkları manevi doyum da bir o kadar önemlidir. Goethe, “Yeryüzünün en mutlu insanı, evinde mutlu olandır” der. Özgürleşme ve modern hayat konseptinde çiftlerden her ikisi de çalışır. Çünkü hayattan kişisel beklenti çok yüksektir. Özel hayat, çalışmak için nispeten eşit derecede önemli olmalıdır. Bu durumu Kanadalılar “We end the meat!” deyimiyle yani “Yemeğin en az limitiyle yaşamaya çalışıyoruz!” sözüyle dile getirir.

Modern dünyanın özgürleşme sürecinde eski rol modeller artık değişmiştir. İş ve ailenin uyumluluğu her iki cinsiyet için de büyük önem taşımaktadır. Kadınlar aile kurmak ve profesyonel başarı sahibi olmak isterken; erkekler ise bir ailenin geçimini sağlayabilecek iyi bir mesleğe sahip kişi olmak yanında, aktif bir baba rolü de üstlenmek istemektedir.[1]

Y kuşağı çalışmayı reddetmez aksine yüksek nitelikli, motive edici işlere sahip olmak için ellerinden gelenin en iyisi yaparlar. Y kuşağı üyeleri geniş bir ilgi alanına sahiptir ancak kendilerine ve mesleki yaşamlarına yönelik talepleri artık artmış ve değişmiştir. Yeni değerler ve fikirlerle donanmış bu kuşak, çok daha vasıflı olmalarına rağmen maalesef hala babalarının ve dedelerinin çalışabileceği özellikleri taşıyan bir iş dünyası ve şirket yapıları ile karşılaşmaktadır. Bu gerçekten üzücü bir durumdur. Hz. Ali’nin “Çocukları sizin içinizde bulunduğunuz çağa göre değil, yaşayacakları çağa göre yetiştirin!” dediği gibi bir çağdayız. Y, Z ve Alfa kuşakları da dahil olmak üzere, tüm kuşakların geleceğe yönelik olarak hazırlanmasını esas alabilecek bir eğitim modeli üzerinde düşünmeliyiz.

Mutluluğun izinde giden Y kuşağı mutluluğa nasıl ulaşması gerektiği konusunda bocalamaktadır. Eski kuşaklardan çok daha iyi teknoloji bilgisi donanımına sahip Y kuşağı, Z kuşağının aksine mutluluğu özgürlükte, huzurda, kendi işini kurmakta ararken Z kuşağı ise mutluluğu lüks arabalarda, deniz kıyısındaki evlerde, başka ülkelere yerleşmekte aramaktadır. Z kuşağı üyeleri internet üzerinden ütopik araştırmalar gerçekleştirerek mutluluğun planlarını yapar. Halbuki zenginlik, nüfuz sahibi olma, şöhrete ulaşma, statü ayrıcalıkları, itibar, bunların hiçbiri doğrudan ulaşılabilecek kariyer hedefleri değildir. Tüm bunlar sıkı bir eğitim ve mücadeleden sonra gelen uzun ve yorucu çalışma hayatı içerisinde küçük küçük gerçekleşerek büyüyen başarılı bir kariyerin sonuçlarıdır. Z kuşağı için daha iyi bir hedef belirlemek gerekirse bu hedef, “Ben insanlığa ne verebilirim?”, “Hangi becerilere ve yeterliliklere sahibim ve ne öğrenmeli, neyi geliştirmeliyim?”, “Topluma nasıl katkı sağlayabilirim?”, “Dünyanın temel sorunlarının çözümünde benim nasıl bir katkım olabilir?” olmalıdır. Y kuşağı için verilecek en iyi hedef ise “Yeteneklerimi nasıl geliştirebilir ve kendi işimi kurabilirim? Dünyayı daha güzel daha barışcıl daha başarılı olabilecek noktaya nasıl getirebilirim?” olacaktır.

Aytmatov’a göre mutluluk, bahar yağmuru gibi birden başımıza yağmaz. Mutluluk birbirinden zor işleri başarmak için verdiğimiz büyük mücadelelerin, ter dökmelerin, sıkıntıların her bir aşamasında küçük küçük kazanımların, iyiliklerin ve bu iyiliklerin sonucunda gerçekleşen arkadaşlıkların, dostlukların, damla damla birikerek, büyüyerek bize ulaşması sonucunda gerçekleşir.

Y kuşağı, kendisine ilham veren, büyüleyen, eğlenceli ve motive edici öğrenme modellerini takip etmeli ve geliştirmek istediği şeyler üzerine başarılarını ve ümitlerini inşa etmelidir. Bu, insanı harekete geçirerek kanatlandıran, zorluklardan, zayıf dönemlerden ve aksiliklerden kurtulmasını sağlayan kendi içsel dürtülerini harekete geçiren bir ilhamdır. Bu güdülenme kendi işimizde bizlere mutluluk duygusu veren bir manevi “akışa” sahip olmamızı sağlar.

Kariyer yapmak isteyen Y kuşağı mensupları için en önemli başlangıç görevi, hangi tür iş ve hangi faaliyet alanının kendileri için doğru ve uygun olduğunu bulmaktır. Almanya’da bunun anlamı: Bir işe başlamak, bir işi benimsemek ve kendinizi denemek ve geliştirmek için her fırsatı değerlendirmekten geçer. İş hayatını düzene soktuktan sonra ise Y kuşağı mensupları mutluluğa giden yolun kilometre taşlarını belirlemelidir. Mutlu anlarını, kendilerini en çok mutlu yapan şeyleri, ilgilerini çok iyi analiz etmeli ve kendi mutluluk haritalarını çıkarmalıdırlar. Çünkü ömür dediğimiz şey boşa zaman geçirecek kadar uzun değildir.

Sonuç olarak mutluluk; Y kuşağının kendi yeteneklerini geliştirmesi, özgürlük yolunda gerekli yatırımları yapabilmesi, kendisini ve çevresini geliştirebilmesinden geçiyor. Z kuşağının kendisini geliştirebilmesi ise mutluluğa giden yollardaki engelleri ortadan kaldırabilmesine, sanal dünyadan gerçek dünyaya giriş yapabilmesine, geçici arzuların değil gerçeklerin izinden gidebilmesine bağlı.

İnsan yaşamın anlamı ve hakikatini sorgulayabilmelidir. Kendi deneyimleri ile düşünebilmeli ve yeni şeyler öğrenebilmelidir. Bu deneyimler ve yeni edinimler sayesinde hayatını düzenleyebilir ve yönlendirebilirler. Unutulmaması gerekir ki büyük fikirlere ulaşanlar, büyük sorular soranlardır. Yüce çınarlar ise saksılarda değil, yalçın dağların zirvelerinde yetişir. Bilginin her türlüsü acıdan ve özveriden kaynaklanan elemin ve mücadelenin sonucunda kazanılır.

Halil İbrahim İŞBİLİCİ

 

Kaynak: https://anjavonwins.de/hic-rhodus-hic-salta-zeige-was-du-kannst-2/

[1] https://anjavonwins.de

Hakkında Halil Ibrahim İşbilici

1972 Isparta doğumludur. Marmara Üniversitesi PDR mezunudur. Yüksek lisansını Marmara Üniversitesi, Bilişim bölümünde yapmıştır. ABD, Kanada ve Rusya’da çeşitli mesleki eğitimler almıştır. İyi derecede Rusça ve İngilizce bilmektedir.

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Teknolojiyle ilgili sorun ne?

Sorun şu ki teknolojiyle büyüyen yeni bir nesil var ve bu Z kuşağının gelecekte ne …

Anne-babalara Dijital Çocukları İçin 7 Pratik Tavsiye

“Öncelikle çocuklarınıza teknolojiyi akıllıca ve iyi kullanmak için ihtiyaç duydukları becerileri öğretin. Çitleri olmayan bir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir