Sophos Akademi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Bilişim ve Teknoloji
  4. »
  5. Modern Psikolojinin Müslüman Eleştirel Okuması: Malik Bedri

Modern Psikolojinin Müslüman Eleştirel Okuması: Malik Bedri

Malik Bedri, Müslüman psikologlara sadece bir eleştiri değil, zihinsel bağımsızlığın kapısını aralayan bir uyanış daveti sunuyor.

Malik Bedri okuması, yalnız akademik metinle karşılaşma deneyimi sunmaz aynı zamanda zihinsel yüzleşme alanı açar. Müslüman Psikologların Çıkmazı adlı eseri okuduğumda, uzun süredir zihnimde dolaşan pek çok düşüncenin yerini bulduğunu hissettim. Daha önce Sophos Akademi’de yayımlanan “Manevi Danışmanlık Din ve Psikolojiye Karşı mı?”, “Transpersonal Psikoloji Modası” ve “Dinlerde Hesap Verebilirliğin Pozitif İyi Oluşa Etkisi” başlıklı yazılarımda tartışmaya açtığım soruların farklı açıdan ele alındığını görmek, metinle kurduğum bağı derinleştirdi. Bedri’nin satırları, modern psikoloji ile inanç dünyası arasında sıkışmış zihinlere eleştiriyle birlikte yön arayışı da sunar. Okuyucu, daha ilk sayfalardan itibaren psikoloji literatürünü yeniden düşünmeye davet edilir.

Bedri’nin satırlarında yalnızca akademik eleştiri değil, aynı zamanda içten gelen sorgulama çağrısı bulunur. Psikoloji alanında çalışan Müslüman uzmanların yaşadığı yönelim karmaşasını açık şekilde ifade etmesi, metni etkileyici kılan temel unsurlardan sayılabilir.

Bedri, Müslüman psikologların zihinsel yolculuğunu üç safha üzerinden ele alır. İlk aşamada Batı kuramlarına hayranlıkla yaklaşan, onları sorgulamadan benimseyen akademik tavırdan söz eder. Bu aşamada yetişen uzman, kendi kültürel kaynaklarına mesafeli durabilir. İkinci aşamada eleştirel farkındalık gelişir. Kuramların evrensel kabul edilen yönlerinin aslında belirli tarihsel arka plan taşıdığı anlaşılır. Üçüncü aşamada ise İslam düşüncesi ile modern psikoloji arasında denge kurma arayışı başlar. Bedri’ye göre olgunluk noktası tam olarak burada ortaya çıkar. Bu sınıflandırma, yalnızca teorik çerçeve sunmaz. Aynı zamanda mesleki kimliğin içsel dönüşümünü anlatır.

Aile danışmanlığı ve yüksek lisans eğitimlerim sırasında bu safhaların izlerini kendi deneyimimde fark ettiğimi söyleyebilirim. Eğitim sürecinde öğrendiğimiz pek çok kuram, birey merkezli Batı toplumunun değerleri üzerine kuruludur. Aile yapısına bakış, ebeveyn rollerine verilen anlam, bireysel özgürlük kavramının yorumlanış biçimi, kültürler arası farklılıkları açık şekilde gösterir. Bedri’nin vurguladığı nokta tam da burada belirginleşir. Her kuram kendi coğrafyasının ruhunu yani inançlarını (ateizm de buna dâhil)  deneyimlerini ve kültürünü taşır. Bu gerçek göz ardı edildiğinde danışma sürecinde kopukluk yaşanır.

Bu sebeple Müslüman danışan söz konusu olduğunda, psikolojik danışmanın kullandığı dil daha da belirleyici hale gelir. Kur’an-ı Kerim’i bilen, Hz. Muhammed’in hayatını ve sünnetini, ayrıca hadis kaynaklarında yer alan ahlaki rehberliği tanıyan danışman, danışanın anlam dünyasına daha derin temas kurabilir.

Bedri, dinin patolojik eğilim şeklinde yorumlanmasına karşı çıkarak insanın manevi yönünün terapi sürecinde doğal güç kaynağı olabileceğini vurgular. Ona göre iman yalnız teolojik tartışma alanında kalmaz. Sabır, tevekkül, umut ve affetme gibi değerler ruhsal dayanıklılığı besleyen canlı kaynak niteliği taşır. Danışman bu değerler sistemini fark ettiğinde, danışanın içsel motivasyonunu destekleyen daha gerçekçi ve bütüncül hedefler oluşturabilir.

Kitapta öne çıkan önemli tespitlerden biri zihinsel sömürgecilik eleştirisidir. Bedri, Müslüman akademisyenlerin kendi düşünce mirasını geri plana iterek Batı literatürünü sorgusuz şekilde merkeze yerleştirmesinin uzun vadede kimlik çatışmasına yol açabileceğini belirtir. Bu yaklaşım psikolojiyi reddetme çağrısı taşımaz, aksine bilimsel yöntemi koruyarak İslamidünya görüşüyle uyumlu bakış geliştirme daveti içerir. Bedri’ye göre psikoloji alanında çalışan Müslüman uzman, inanç ve değer çerçevesini yok saymadan eleştirel duruş sergileyebilir. Bu tutum geçmişe dönüş isteğinden çok zihinsel bağımsızlık arayışını yansıtır ve danışmanlık pratiğinde daha tutarlı çizginin mümkün olduğunu hatırlatır.

Kitapta dikkat çeken metaforlardan biri, Hz. Muhammed’e nispet edilen “kertenkele deliği” benzetmesidir. Bedri, bu hadisten hareketle Müslüman psikologların Batı düşüncesini eleştirel süzgeçten geçirmeden taklit etme riskine dikkat çeker. Nitekim hadiste “Sizden öncekilerin yolunu adım adım izleyeceksiniz, öyle ki onlar kertenkele deliğine girse siz de peşlerinden gireceksiniz” uyarısı yer alır. Bu benzetme, kültürel, düşünsel ve yaşantısal taklidin fark edilmeden nasıl içselleştirilebildiğini güçlü şekilde hatırlatır. Bedri’nin eleştirisi tam da bu noktada yoğunlaşır. Ona göre Müslüman toplumda görev yapan uzman, ebeveynlere rehberlik ederken ya da terapi yürütürken yalnızca Batı merkezli kaynaklara dayanıyorsa, farkında olmadan insan düşüncesini ve duygusunu başka medeniyet kalıplarına göre biçimlendirebilir. Kur’an’da yer alan “Yahudiler de Hristiyanlar da, sen onların milletine uymadıkça senden asla hoşnut olmazlar. De ki, doğru yol ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, Allah’tan sana ne dost ne yardımcı bulunur” uyarısı da (Bakara 2/120) düşünsel ve yaşantısal yönelim konusunda mümine sorumluluğunu hatırlatan anlamlı çerçeve sunar.

Bedri’nin eleştirisi burada daha da somutlaşır. Ona göre Müslüman çocuk psikologlarının Batı merkezli çocuk yetiştirme kuramlarını sorgulamadan bilimsel kesinlik gibi sunması, aileleri ve eğitimcileri kendi kültürel dokusuyla uyumsuz yaklaşımlara yönlendirebilir. Böyle durumlarda danışmanlık süreci, ihtiyaçlara uygun destek üretmek yerine adeta yanlış bir organ nakli etkisi doğurur ve uzun vadede daha büyük sorunlara zemin hazırlayabilir. Bu vurgu, Batı bilgisini bütünüyle reddetmekten çok bağlamdan kopuk, eleştirel süzgeçten geçirilmemiş aktarım anlayışına yöneltilmiş güçlü uyarı niteliği taşır ve Bedri’nin metin boyunca sürdürdüğü zihinsel bağımsızlık çağrısıyla bütünleşir.

Manevi danışmanlık alanında yürütülen tartışmalar düşünüldüğünde de Bedri’nin görüşleri güncelliğini korur. Din ile psikolojinin karşı karşıya getirilmesi çoğu zaman yüzeysel tartışmalardan beslenir. Bedri, iki alanın çatışmak zorunda olmadığını, doğru yöntemle ele alındığında karşılıklı şekilde tamamlayıcı rol üstlenebileceğini vurgular. Psikoloji insan davranışını anlamada güçlü araçlar sunarken, İslam düşüncesi, anlam ve değer boyutunu derinleştirir. Dengeli birliktelik, danışma sürecinde daha kapsayıcı bakış açısı oluşturur.

Sonuç olarak Müslüman Psikologların Çıkmazı, yalnız eleştirel metin değil; aynı zamanda mesleki uyanış çağrısıdır. Bedri’nin üç safha yaklaşımı psikoloji alanında çalışan pek çok uzmanın içsel yolculuğunu açıklayan güçlü çerçeve sunar. Malik Bedri’nin satırları akademik tartışma üretmekle sınırlı kalmaz; vicdana temas eden çağrı taşır. Eseri okuyan herkes kendi danışmanlık dilini yeniden düşünme cesareti hissedebilir, rehberliğini inançla uyumlu hale getirme sorumluluğunu fark edebilir. Bireysel danışma sürecinde ve aileyle yürütülen çalışmalarda değer merkezli yaklaşımın doğurduğu güçlü sonuçlar açık şekilde görülür.

Müslüman sosyologların, aile danışmanlarının, psikologların ve psikiyatrların bu sese kayıtsız kalmaması mesleki dürüstlüğün gereği kabul edilebilir. Bedri’nin işaret ettiği yön, kimliği inkâr etmeden bilim üretme imkânını hatırlatır. Müslüman Psikologların Çıkmazı uzun yıllar yeni ufuklar açmayı sürdürecek güçlü miras niteliği taşır. Allah’tan Malik Bedri’ye gani gani rahmet diliyorum; emeğinin kalplerde yankı bulmaya devam etmesini temenni ediyorum.

Kaynak: Malik Bedri, (2025), Müslüman Psikologların Çıkmazı, 8. Baskı,  Mahya Yayıncılık, İstanbul.

 

Hazırlayan: Mürüvvet Çalışkan

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir