Pazartesi , Ekim 18 2021

Akışkan Gözetim

İlk olarak 1800’lü yılların başında kullanılan, kökü Fransızcaya dayanan gözetim kavramı, “nezaret, denetleme, izleme” ve “himaye, gözaltına alma, gözetme işi” olarak tanımlanmaktadır. Clarke’a göre ise gözetim “bir kişinin hareketlerini yakından izlemek”, “kişi ya da grupların iletişim veya eylemlerinin sistematik olarak izlenmesi” demektir (Tokgöz, 2011, s. 7). Başka bir deyişle toplumsal yaşamda bireyler hakkında bilgi toplayan, onların davranışlarını yönetmek üzere otorite kuran diğer bazı bireyler tarafından doğrudan izlenmesi olarak tanımlanabilir (Giddens, 2008, s. 24).

Gözetim insanlar için bir taraftan güven teşkil etse de diğer taraftan kişiyi denetim altında tutması durumunda mahremiyet ve özgürlük olgusunu tehdit altına alabilmektedir. Gözetim altında kalmak ise bazı durumlarda bireylerin isteyebilecekleri veya kabullenebildikleri bir durum değildir (Lyon, 2006, s. 14). Örneğin dışarıda parkta oynayan bir çocuğa dikkat edilmesini istemek o çocuğu korumak, tehlikelerden gözetmek anlamına geliyorken diğer bir taraftan o çocuğun hâl ve davranışlarına müdahale etmek, yasaklama, yönetme, denetim altına alma anlamına gelmektedir. Başka bir örnek bir yaşam sitesinde güvenlik görevlisinin bulunması site sakinlerinin tüm giriş çıkışlarının izlendiği durum ise diğer taraftan da hırsızlığa karşı bir önlem olarak görülmektedir.

Bilgisayar ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle 20. yüzyılın sonundan itibaren gözetim uygulamalarında köklü değişimler, gözün ve görmenin insan yaşamındaki önemi, görme ve görüntü aktarma yönünde gelişmesine sebep olmuştur (Sartori, 2006, s. 9). Teknoloji ve dijitalleşen medya, zihinlerimizi, gerçekliği algılamamızı, hayat tarzımızı, davranış şekillerimizi ve ritimlerimizi belirlemeye başlamış durumda.

Katı sarmaşık gibi toplumu sarıyor

Modernitenin temel boyutlarından biri olduğu yaygın olarak kabul edilen gözetim, iletişim araçlarında yaşanan teknolojik gelişmelere bağlı olarak farklı bir boyut kazanmıştır. Gilles Deleuze, günümüzdeki gözetim için tıpkı panoptikon gibi bir ağacın nispeten daha katı-sarmaşık gibi toplumları sardığı “kontrol toplumu” terimini tercih etmiştir (Deluze, 1992, s. 4).

Bauman: Tekno-medyatik dünyaya akıyoruz

Gözetim kavramıyla ilgili önemli çalışmalar yapan Bauman ve Lyon, geldiğimiz gözetim durumunu “akışkan gözetim” olarak değerlendirmektedir (Bauman ve Lyon, 2013, s. 132).  Bauman, önceki devirlerle günümüz çağını karşılaştırırken aradaki farkı akışkan tabiriyle anlatmaktadır. İnternete, ilişkilere mütemadi bir akışkanlık içinde bağlanıldığını belirten Bauman, bu durumu “bağlantıda olma”, “hayatta kalma” sözleri ile açıklıyor. Haz ve hıza bağlılığımız ilişkilerimize, davranışlarımıza, yaşam tarzımıza da yansıyor. Birey, sosyal medyada kendine bir “ağ” oluşturmaya ve bu “ağ üzerinden sörf yapmaya” çalışıyor. Bauman’a göre tekno-medyatik dünya bizim çevremizde, biz ise onun içinde akıp duruyoruz.

Tüketiciler manipüle ediliyor

İletişim alanındaki gelişmeler, özellikle yeni (sosyal) medyanın ortaya çıkmasıyla bireylerin kısa sürede yaygın bir kullanım ağına sahip olması da küresel akışkanlığı ciddi şekilde artırmaktadır. Bauman ve Lyon, bu yeni gözetim sisteminin inanılmaz derecede iyi işlediğini ve tüketicilerin etkili şekilde manipüle edildikten sonra işbirliğine gönüllü hâle geldiklerini belirtirler (Bauman ve Lyon, 2013, s. 134). Dolayısıyla diyebiliriz ki, kolay ve hızlı görünen internet alışverişlerinde veya sosyal medya kullanımında, kişiler gözetime bilinçli ya da bilinçsiz, gönüllü katkı sağlamaktadırlar. Bu durumla kullanıcılar hayatın her alanına sızmış açık ya da gizli gözetim tekniklerinin akışkanlığını sağlayan sistemlerin gelişmesini destekler hâle gelirler. Bauman ve Lyon’a göre “hayatı kolaylaştırma” ifadesi temelinde elde edilen kişisel verilerin arkasında mahremiyetin, anonimliğin ve gizliliğin yok edilmesi durmaktadır (Bauman ve Lyon, 2013, s. 21).

İnsanların hızlı bir şekilde internet ve sosyal medya kullanıcısı hâline gelmesinin ve kişisel verilerin ifşasının bu denli kolay olmasının nedenini, Niedzviecki abartılı paylaşım kavramının temelinde savunduğu dikizleme kültürünü vurgular. Niedzviecki, yaptığı analizlerinde mahremiyet sınırlarının kaybolmaya doğru gittiğini, insanların özel hayatlarıyla ilgili paylaşımlardan rahatsızlık duymamasını, herkesle her şeyin paylaşılmasının mubah hâle gelmesini, dikizleme kültürünün egemen hâle gelmesine neden olan esas sebepler olarak görmektedir (Niedzviecki, 2010, s. 9-11). Çünkü sanal ortamın verdiği rahatlıkla bireyin gerçek hayatta yapamadığı şeyleri kolaylıkla sanal ortamda paylaşabilmesi, dikizleme kültürünün yaygınlaşmasının temelinde yer almaktadır. Dolayısıyla bu kültürün artmasıyla sosyal medyada “abartılı paylaşım” devreye girer; neyin neden paylaşıldığı anlamını yitirir, paylaşmak araçtan amaca dönüşür ve süreç, sorgulamadan muaf şekilde kendini yeniden üretir.

Görülme hazzı

Bu süreçte girilen bilgilerin devletler, şirketler ve kişiler tarafından takip edildiğine yönelik potansiyel eleştirelliği bastıran ise insanların sosyal medyadaki kimliklerinin, kendilerini ifşa ettikleri oranda kabul göreceğini düşünmeleridir (Turan, 2014, s. 2). Sosyal medya araçlarında bilinme ve her zaman görülme arzusu, “bir daha asla yalnız kalmama” (Bauman ve Lyon, 2013, s. 31) ve “Görünüyorum o hâlde varım” (Atay, 2017) yönündeki dürtülerle birleşir. Kişinin yalnızlık korkusu, varlığını hissettirme içsel dürtüsü “scopophilia (görülme hazzı)” ve aynı zamanda toplumsal baskıyla çevrenin etkisi bireyin abartılı şekilde paylaşımda bulunmasına neden olabilir. Bu durum dikizleme kültürüyle de topluma hızlı bir şekilde bulaşır (Niedzviecki, 2010, s. 26). Çünkü sanal ortam bireye kendisini rahatça sunup kanıtlayabileceği ve gerçekleştirebileceği ortamı yarattığından onun bilgi, fotoğraf, belge paylaşımlarında takdir edilme, beğenilme gibi isteklerinin artmasına neden olacaktır. Konuyla ilgili Bauman’ın belirttiği gibi, sosyal medyada fark edilme hazzı, ifşa edilme korkusundan çok daha güçlüdür (Bauman ve Lyon, 2013, s. 31).

 Ulkar Gulmammadzada

Kaynaklar

Atay, T. (2017). Görünüyorum O Halde Varı: ‘Meşhuriyyet Çağı’nda Kültür ve İnsan (1. Basım). İstanbul: Can Sanat Yayınları.

Bauman ve Lyon. (2013). Akışkan Gözetim. (E. Yılmaz, Çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Cemile Tokgöz. (2011). Bilişim Çağında Toplumsal Denetim Aracı Olarak Gözetim Olgusu ve Yeni İletişim Ortamlarında Bireyin Gözetim Farkındalığı Üzerine Bir Araştırma. İstanbul: Marmara Ünversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalı Bilişim Bilim Dalı, Yüksek Lisans Öğrencisi.

David Lyon. (2006). Gözetlenen Toplum. İstanbul: Kalkedon Yayınları.

Deluze, G. (1992). Postcrıpt On The Societies Of Control. Cambridge: The Mıt Press.

Giddens, A. (2008). Ulus Devlet ve Şiddet. (C. Atay, Çev.) İstanbul: Kalkedon Yayınları.

Niedzviecki, H. (2010). Dikizleme Günlüğü. (G. Gündüç, Çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Sartori, G. (2006). Görmenin İktidarı Homo Videns: Gören İnsan. (B. U. G. Batuş, Çev.) İstanbul: Kara Kutu.

Sullivan, H. (1953). The interpersonal theory of psychiatry. New york: Norton.

Turan, M. O. (2014). Gözetim çalışmalarında yaşanan değişim bağlamında “akışkan gözetim” kitabının eleştirel bir okuması. Uluslararası Hakemli iletişim ve Edebiyat Dergisi (2).

Hakkında Ulkar Gulmammadzada

“Sosyal Medya ile Değişen Hayatlar” kitabının yazarı. Marmara Üniversitesi, Bilişim yüksek lisans mezunu, sunucu/muhabir, keşfetmeyi ve gezmeyi seven sıradan biri. Çalışma alanları; Bilişim ve İletişim Teknolojileri, Sosyal Medya ve Benlik Sunumu.

One comment

  1. Güzel yazin akici, hem dikkat çekici hem de etkileyici basarıların daim olsun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir