Salı , Mayıs 24 2022

Hesap Verebilirliğin Pozitif İyi Oluşa Etkisi

Pozitif Psikolojinin kurucusu Martin Seligman, “öğrenilmiş çaresizlik gibi mutluluk da öğrenilebilir” diyor. Ayrıca emek ve çaba ile öğrenilebilen mutluğun kendiliğinden gelen değil, çaba ile elde edilen mutluluk olduğunu da savunmakta.

Pozitif Psikoloji yaklaşımına göre pozitif duygular; aşk, mutluluk, umut, şefkat, cesaret, kıvanç, esenlik, ferahlık, hayranlık, gurur, ümit, onur gibi duygulardır. Pozitif kişilik özellikleri ise yaratıcı olmak, çözüm odaklı olmak, empatik olmak, yardımsever olmak, farklı bakış açılarına açık olmak, paylaşımcı olmak, affedici olmak, kararlı olmak, motive olmak… Seligman’a göre tüm bunlar öğrenilebilir. “İyi yaşam nedir?” sorusuna cevap arayan Seligman’ın amacı, normal hayatı daha doyurucu ve anlamlı hale getirebilmek.

“Hayatın anlamı nedir?” sorusuna hep cevaplar arandı. Dünyada yaygın hale gelen pozitif psikolojinin kurulmasındaki en büyük engelin uzun yıllar Aristotelesçi ve Descartes’in yanılgıları olduğu varsayılıyor. Sezgileri reddederek “mantığın doğrulara giden tek yol” olduğunu söyleyen Aristotelesçi yanılgı, uzun yıllar duyguların bilimsel anlamda ele alınmasını engellemiştir. “Ben kati anlamıyla yalnızca düşünen bir şeyim” diyen Descartes’in yanılgısı da insanı sadece zihin/zekâya indirgeyerek insanda bulunan duyguların/hislerin görmezden gelinmesini sağlamıştır. Günümüzde artık duygular da bilimsel anlamda ele alınıyor. Bu sayede hayatın anlamı duygular üzerinden tanımlanıyor.

İnsanın iyi oluş halini ölçmek için Seligman’ın geliştirdiği ölçek dâhil günümüzde birçok ölçek iyi oluşun diğer olgu ve olaylarla bağlantısını görmek için geliştirilmektedir. Örneğin Baylor Üniversitesi Din Araştırmaları Enstitüsü’nde “Tanrı’ya Hesap Verebilirlik ile Psikolojik İyi Oluş Arasındaki Bağlantı”yı incelemek adına yapılan bir araştırmada şu sonuçlara varıldı:

Tanrı’ya karşı kendilerini sorumlu hisseden, Tanrı’ya dua eden yani duanın eşlik ettiği sorumluluk bilincinin inananlar için psikolojik iyi oluşu artırdığı ayrıca bu ilişkinin daha sık dua edenler arasında daha güçlü olduğunu ve bu iletişimle birlikte hesap verebilirliğin refah için güçlü bir kombinasyon olduğunu görmek açısından önemli bir çalışmadır. Hesap verebilirlik, başkaları için mutluluk olmasa da hesap verebilirlik bilinci yüksek olan katılımcılar kendileriyle gurur duyarak yaşamlarında anlam buluyor.

Journal of Religion and Health‘de yayınlanan makalede, Baylor Üniversitesi’ndeki araştırmayı konu edinen yazarlardan başyazar Matt Bradshaw, “çok sayıda araştırmanın kiliseye devamlılığı, dua ve meditasyon gibi dini yaşamın yönlerinin, psikolojik sağlıkla nasıl ilişkili olduğunu inceliyor ancak hiç kimse Tanrı’ya karşı sorumluluk duygularının nasıl bir rol oynayabileceğini incelemedi” dedi.

Pavlus’un geliştirdiği Hristiyanlık inancını dikkate aldığımızda Tanrı’ya karşı sorumluluğu ve Tanrı’ya hesap verebilirlik bilincinin farkındalığını ortaya çıkarması açısından bu çalışma oldukça önemlidir. Hristiyanlık inancında, kimin kime hesap vereceği ve sorumlu olduğu kafa karıştırıcı bir durumdur. Bunun sebebini Pavlus’un geliştirdiği asli günah doktrininde aramak gerekir. Âdem’in günahı için Hz. İsa’nın çarmıha gerilerek kefaret ödemesini bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Kim, kime, kimin için kendini feda ederek hesap ödemiştir? Bu inanca göre her doğan günahkâr doğar.

Pavlus’a göre kurtuluş ancak Tanrı’nın inayeti ile ve Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğuna (üçlemeye) inanmakla gerçekleşecektir. Bu dine girmek için vaftiz olmak şarttır. Kilise kendisini Tanrı’nın temsilcisi olarak gördüğü için  rahip önünde günah çıkarmak, Tanrı önünde hesap çıkarmakla eşdeğerdedir. Hz. İsa’nın da hesap günü günahkâr Hristiyanlar için Tanrı’nın yanında avukatlık yapacağı, gerçek anlamda yaratıcı Tanrı’ya karşı sorumluluğu ve hesap verileceği bilincini örtmektedir, diyebiliriz. Ayrıca kurtarıcı beklentisi, kişisel sorumluluğu ve hesap verebilirliği de perdeleyebilmektedir.

İslam inancının temeli, tevhit inancına dayanır. Aynı ölçekler Türkçeye uyarlandıklarında aynı şeyi ölçüyorlarmış gibi gözükseler de içerik olarak birbirlerinden çok farklı sonuçlara varılacağı muhakkaktır. İnsanın kurtuluş yolunu seçmede tam bir özgürlüğe sahip olduğunu vurgulayan İslam dinin aksine Hristiyanlıkta kişi doğuştan günahkâr kabul edildiği ve kurtuluşun yegâne yolunun kendisine sunulan iman ve tövbeyi özgürce (tek başına) seçebilme bilincine sahip olmadığı için Hristiyan düşüncesine göre kişi kendi çabasıyla kurtuluşa eremez. İslam inancı, Pavlus’un geliştirdiği Hristiyan inancından temelde ayrılır.

İslam inancındaki tek, üstün ve gerçek bir otoriteye hesap vermenin kişide sağladığı iyi oluş/psikolojik rahatlık hiçbir şekilde başka inançlarla karıştırılamaz. İslam inancında kişi yaptığı her şeyden sorumludur. Yapıp ettikleri için, hesap günü Tanrı’ya hesap verecektir. Bu inançta olan kişi yaşadığı hayatın sorumluluğunu üstlenerek, kendi otokontrolünü sağlayarak duygusal, bilişsel ve davranışsal eylemlerinin bilincinde olduğun ahiret inancına da sahiptir. Kişi hem bu dünyada hem ahirette kendisinin ve başkalarının hesap vereceğine inandığında ise adalet duygusu pekişir ve içi rahatlar.  İslam inancında kişi, kurtuluşa ancak Allah’a iman ile ve salih amellerde bulunarak erecektir.

Baylor Üniversitesi’nde yapıl çalışmaya geri dönecek olursak yayınlanan akademik makaledeki yazarlardan Blake Victor Kent’e göre, “Teistik sorumluluğu benimseyen insanlar, kendilerini Tanrı’ya karşı sorumlu olarak görür. İnançlarıyla ilişkili sorumlulukları memnuniyetle karşılarlar ve Tanrı’ya karşı hesap verme sorumluluğunu mutlu ve başarılı bir yaşam sürmelerine yardımcı olan bir hediye olarak görürler. Hesap verebilirlik, felsefi olarak manevi yaşamla ilgili bir erdem olarak incelendi, ancak şimdiye kadar hiç kimse onu nicelleştirmedi” dedi.

Çalışmanın “teistik hesap verebilirlik” dediği şeye odaklanıyor olması önemlidir. Araştırmacılar, bu görüşe göre, Tanrı’ya karşı hesap verebilirliği erdemli bir şekilde benimsemenin, kişinin dini grubunun sosyal normlarına uymaktan farklı olduğunu yazdı. Aksine Tanrı’ya hesap verme sorumluluğunu memnuniyetle karşılayan insanlar, başarılı olmak ve yaşamdaki amaçlarını daha iyi anlamak için Tanrı’nın iradesini bilgelikle ayırt etmeye çalışırlar.

Araştırmacılar, Tanrı’ya karşı hesap verebilirliği değerlendirmek için ankette iki madde kullandılar:

  • “Tanrı’ya güvenmeden ne yapacağıma ben karar veririm.” (Analizlerde soru ters kodlanmıştır.)
  • “Yardım ve rehberlik için Tanrı’ya güveniyorum.”

Bradshaw, “Tanrı’ya karşı sorumluluk algılarının esenlikle ilişkilendirilmesini neden bekleyelim?” sorusuna “Çünkü insanlar sosyal yaratıklar ve psikolojik sağlığımız sadece diğer insanlarla değil, aynı zamanda Tanrı ile de olumlu ve yapıcı ilişkilere bağlı” cevabını verdi.

Makaleyi yazan eş yazarlar konuya farklı perspektiften yaklaşarak değerlendirmekteler. Yazarlar, Tanrı’ya hesap verebilirlik gibi nispeten istikrarlı özelliklere kıyasla, günden güne hızla değişen sosyal ve psikolojik faktörlerle daha güçlü bir şekilde ilişkili olabilir düşüncesindeler. Başka bir deyişle dinsel alanda hesap verebilirlik, insanların Tanrı’nın sevgi dolu eli altındaki ahlaki yükümlülüklerini iyi bir şekilde içselleştirmelerine ve yerine getirmelerine yardımcı olabilir düşüncesindeler. Hesap verebilirliği değerlendirmenin daha iyi yollarının geliştirilmesi, Tanrı’ya hesap verebilirlik çerçevesini kullanarak, muhtemelen din ve refahın nasıl el ele çalışabileceğini anlamak için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini de savunmaktalar.

Mürüvvet Çalışkan

Kaynakça

https://neurosciencenews.com/religious-accountability-wellbeing-20126/

Kate Hefferon & IIona Boniwel  “Pozitif Psikoloji” Çeviri: Doç. Dr. Tayfun Doğan, Nobel Yayınları, 2018

Hakkında Mürüvvet Çalışkan

Din-Bilim-Felsefe ve Eğitim ile ilgili bilimsel makalelerinin yanı sıra değişen aile yapıları ile ilgili Kur'an merkezli bakış açısıyla yazılmış makaleleri de bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir