Zaman baskısı, aynı anda birçok görevi yerine getirmek zorunda olmak (multitasking), telefon veya e-posta nedeniyle iş akışında sık sık kesintiler yaşanması – insanlar giderek daha fazla aşırı yük altında ve tükenmiş hissediyorlar. İşyerinde stres nedeniyle ortaya çıkan psikolojik hastalıkların sayısı sürekli artıyor. Burnout sendromuna tam olarak ne yol açar, bu durumdan etkilenip etkilenmediğimizi nasıl anlayabiliriz? Ve bu konuda ne tür yardım imkanlari var?
Alman-Amerikan psikolog Herbert Freudenberger, 1974 yılında uyuşturucu danışma merkezlerinde, daha önce yüksek motivasyona sahip olan birçok genç çalışanın, birkaç yıl çalıştıktan sonra işlerini ilgisiz ve alaycı bir şekilde yaptığını gözlemledi. Bu fenomeni “tükenmişlik sendromu yani Burnout Syndrom” olarak adlandırdı. Başlangıçta sadece insanlara yardım mesleklerde (pedagog, hemşire, psikolog vb.) görüldüğü düşünülen bu semptomların, meslektaşı Christina Maslach tarafından diğer meslek gruplarında da aynı şekilde görüldüğü keşfedildi.
Tahminlere göre, her yıl daha fazla sayıda kişi tükenmişlik sendromuna maruz kalıyor veya bu riski taşıyor. Milenyumun başından bu yana, iş dünyasındaki koşullar daha da kötüleşmektedir: İş stresi nedeniyle ortaya çıkan psikolojik hastalıkların sayısı hızla artmaya devam ediyor. 2006 yılında, Alman özel sağlık şirketi Technikerkrankenkasse’nin yaptığı bir ankete göre, 2,5 milyon üyesinden 33.000’i aşırı iş yükü altında, rahatsız veya yorgun hissettikleri için hastalık izni aldı. Almanya genelinde bu rakam, psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle 8 milyon hastalık günü anlamına geliyor – bu, bir önceki yıla göre yaklaşık %10’luk bir artış.
Psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle iş göremezlik vakalarının sayısı 1979’dan 2004’e kadar neredeyse %70 oranında artmıştır. Yakın zamana kadar Almanya’da Tükenmişlik Sendromu iş göremezlik yani hastalık raporu için kabul edilen bir neden değildi. 2008 ilkbaharında ilk vaka manşetlere taşındı: Bir sağlık sigorta şirketi, üç buçuk yıl süren davayı kaybetti. Sigorta şirketi 200.000 €’dan fazla ödeme yapmak zorunda kaldı. Sigortalı, 20 yıl boyunca yıllık cirosu 14 milyar € olan bir finans şirketinin yöneticisiydi. Günde 200 telefon görüşmesi, en az on saat çalışma, iş seyahatleri, neredeyse hiç boş zaman yoktu – bu normal olarak algılanıyordu. Sonra çöküş, anksiyete, depresif çöküntü ve kompulsif semptomlar, konsantrasyon bozuklukları. Ve sonunda doktorunun tavsiyesi ile mesleğini bırakmak zorunda kaldı: Burn–out yani Tükenmislik Sendromu nedeniyle mesleki yetersizlik.
Göttingen Sosyoloji Araştırma Enstitüsü’nden Michael Schumann, modern çalışma dünyasını “bireye karşı giderek daha acımasız” olarak nitelendiriyor. İsveçli bilim insanı Marie Asberg, üç aydan fazla süredir hastalık izninde olan 800 yüksek nitelikli kadın ve erkekle söyleşi yaptı. Hastalanana kadar hiçbir zaman olumsuz bir şekilde dikkat çekmemişlerdi, güvenilir, vazgeçilmez performans gösteren çalışanlar, “şirketin dayandığı sütunlar” olarak görülüyorlardı.
Kienbaum danışmanlık şirketi, Alman şirketlerin üst yönetim kadrolarını araştırmış ve yeni bir çalışan tipolojisi belirlemiştir: aşırı çalışanlar ya da iş kolikler. Ankete katılan üst düzey yöneticilerin %80’inden fazlası haftada 50 saatten fazla, %50’si ise 60 saatten fazla çalıştığını belirtmiştir. Ve bu “çok çalışan”ların büyük çoğunluğu, bu durumu uzun vadede “hoş bir şekilde uyarıcı” bulmaktadır. İş, “entelektüel bir meydan okuma” olarak görülüyor ve buna eşlik eden stres, “yaşam iksiri” olarak algılanıyor.
Çoğu kişi, böyle bir çalışma tarzının tatmin edici bir özel hayatla bağdaşmayacağının farkındadır. Ancak bunun sonuçlarını genellikle yıllar sonra evlilikleri bittiğinde, hobilerini tamamen kaybettiklerinde ve sağlıkları bozulduğunda hissederler. Çünkü bu tehlike pek fark edilmez: Sosyal ilişkiler çoğunlukla iş yerinde kurulduğundan, özel hayat ile iş hayatı arasındaki ayrım giderek azalır. Bu nedenle, bu aşırı çalışanların çoğu, “can sıkıcı” akrabalarının stres ve suçluluk duygusu yarattığı özel yaşamlarından çok işlerinde daha rahat hissederler. İş yerinde ise adanmışlık her yönden ödüllendirilir. Eskiden vasıfsız işçiler, sefil koşullarda 60 saat ve daha fazla çalışmak zorundaydı (aktüel resmi haftada 35-40 saat). Şimdi ise, şirketlerin çıkarlarına uygun olarak, bunu “mutlu bir öz sömürü” olarak gören post-endüstriyel bir öncü grup oluşuyor.
Neden işim beni yıpratıyor?
İşinizin sizden beklentilerinin, sizin olanaklarınıza, becerilerinize ve ihtiyaçlarınıza uygun olup olmadığı, bireysel olarak tükenmişlik riskinizi önemli ölçüde etkiler. Bu konuda hem ‘aşırı yükleme’ hem de ‘yetersiz yükleme’ durumları rol oynar. Genellikle tükenmişlik konusunu spontan olarak aşırı yükleme durumlarıyla ilişkilendiririz. Aslında, aşırı yükleme faktörleri tükenmişliğin en görünür ve hissedilir nedenleridir. En sık bahsedilen stres faktörleri şunlardır:
• Zaman baskısı, görev yükü
• Dışarıdan belirlenen hedefler
• Belirsiz veya değişken hedefler ve beklentiler
• Sınırlı hareket imkanları
• Aynı anda çok fazla görev (multitasking)
• Telefon, e-posta vb. nedeniyle iş akışında sık sık kesintiler
• Yeniden yapılanma.
Sadece çok fazla değil, çok az baskıda yaşam enerjimizi tüketebilir. Kendini yetersiz hissetmenin sık görülen bir nedeni, kendi yetkinliklerini kullanamamaktır, çünkü bunlar örneğin iş tanımında açıkça belirtilmemiştir veya pratikte uygulanamaz. Örneğin, “kendi” yoğun bakım ünitesini genç bir doktor meslektaşından daha iyi tanıyan deneyimli bir hemşire: Hemşire, acil durumlarda resmi olarak tıbbi faaliyetlerde bulunamaz. Birçok açıdan kendinidaha yetkin hisseder, ancak yine de “söz hakkı” yoktur. Ya da uzun yıllardır çalışan ve deneyimi sayesinde patronundan daha fazla bilgiye sahip olan bir çalışan, yine de her küçük kararı üstünün onayına sunmak zorundadır.
Sınırlı hareket ve karar verme imkanları, rutin, monotonluk ve iş yerinde kendi yetenek ve ilgi alanlarının atıl kalması, uzun vadede tükenmişliğe yol açabilir. Özellikle yüksek nitelikli çalışanlar ve yöneticiler, motivasyonlarının sürekli olarak üretkenliklerini aşmasıyla mücadele etmek zorundadır.
Gelişim ve hareket imkanlarının eksikliği ile yakından bağlantılı olan bir diğer konu da rutin işlerin oluşturduğu yük. Aşırı miktarda tekdüze, sürekli tekrarlanan görevler, özellikle hırslıkişiler için stres oluşturur. Yıllar boyunca bu tür görevlerin çok fazla olması motivasyon kaybına, depresif ruh haline ve isteksizliğe, en kötüsü ise özgüvenin azalmasına neden olabilir.
Diğer kötü çalışma koşulları, örneğin düzgün çalışmayan bilgisayar sistemleri, çok kısa eğitim süreleri, yetersiz çalışma araçları, kötü çalışma ortamı, sosyal destek eksikliği ve hiyerarşik yönetim tarzı da tükenmişlik sendromunun nedenleri olabilir. Bazı meslek grupları için, mesleğe özgü birçok neden de eklenebilir; örneğin, öğretmenler için yüksek gürültülü ortam ve sınıfta disiplin sorunları veya insan yardım mesleklerinde (pedagog, hasta bakıcı, psikolog vb.) ağır ve çoklu hastalıkları olan danışanlar veya hastalar nedeniyle yoğun duygusal yük.
Tükenmişlik mi yoksa sadece geçici bir mod düşüşü mü?
Günümüzde neredeyse hiç kimse iş hayatında yoğun stres dönemleri yaşamadan geçinemiyor. Bazen birkaç ay boyunca gerçekten “deliler gibi çalışmak” gerekiyor. Ve sonrasında da oldukça yorgun düşülüyor. Peki, bu durum tükenmişlik mi demek?
Geçici mesleki isteksizliği artan tükenmişlik sendromundan ayırt etmek kolay değildir. Aşağıdaki ipuçları kişisel değerlendirmenize yardımcı olacaktır:
Aşama I‘de (duygusal tükenmişlik), etkilenen kişiler işlerinde kendilerini zihni karışık ve bitkin halde hissederler. Boş zamanlarında kendilerini toparlayıp yenilenme yeteneklerini kaybederler. Yeni bir iş gününe başlamak için gereken pozitif enerji ve motivasyon giderek azalır. Duygusal tükenmişliğin belirtileri genellikle kadınlarda erkeklere göre daha belirgindir.
“Hafta sonlarım giderek zorlaşıyordu. Her hafta kafamı işten boşaltmak için daha uzun süreye ihtiyacım oluyordu. Önce cuma akşamı, sonra cumartesi ve sonunda pazar öğleden sonraya kadar süren bir süre geçmesi gerekiyordu ki kendimi tükenmiş gibi hissetmeyeyim.”
Yenilenememek ya da kendini toparlayamamak, kişisel enerjinizin artık şarj edilemediği anlamına gelir. Kişisel enerjinize uygulandığında, bu, dinlenmek için hiç zaman ayırmadığınız veya çok az zaman ayırdığınız anlamına gelir.
Yeniden şarj etmenin yolunu bilmiyorsanız, bu şu anlama gelir: Şarj cihazınızı bulamıyorsunuz veya piliniz için doğru cihazın hangisi olduğunu bilmiyorsunuz.
Diğer bir olasılık ise, şarj cihazını bulabiliyorsunuz, ancak çalışmıyor olmasıdır. Bir şeyler yolunda değil, enerji bataryaya ulaşıp onu şarj edemiyor: Daha önce her zaman yenilenmenize yardımcı olan şeyler (örneğin uyku, müzik, spor vb.) artık dinlenmenizi sağlamıyor. Şimdi önce şarj cihazını onarmalısınız (yani eski yenilenme yöntemlerini tekrar uygulamaya koyarak bunların tekrar çalışmasını sağlamalısınız). Ya da yeni bir şarj cihazı satın almalısınız (yani yeni yenilenme yöntemleri öğrenmelisiniz).
En kötüsü, şarj cihazının değil, pilin kendisinin bozulmasıdır. Çünkü bu durumda en iyi yenileme yöntemi bile yardımcı olmaz: Yeni bir pil almanız gerekir. Peki bunu nasıl yapacağım?
Aşama II‘de (depersonalizasyon) iş ve özel yaşamda gerginlik hali ve sonunda ilgisizlik ortaya çıkar. Bu durum, iş arkadaşlarına ve müşterilere karşı duyarsızlığa yol açar. Pes etme hali başlar. Sonunda, duygulara mümkün olduğunca az maruz kalmak için daha fazla iletişimden kaçınma ortaya çıkar. Sonuç: Ekip toplantılarına, konferanslara ve toplantılara katılmama veya sadece pasif katılım. Kendi inisiyatifini kullanma azalır. En geç bu aşamada, kronikleşme ve uzun süreli iş göremezlik durumunu önlemek için bir doktor veya psikoterapistle iletişime geçilmelidir.
Aşama III (kendi performansına ilişkin şüphelerden performans kısıtlamasına kadar) artan performans düşüşü ile karakterizedir. Özgüven kaybı ve olumsuz öz değerlendirme, olumlu deneyimlerin eksikliğine yol açar. Başarılar artık başarı olarak algılanmaz. Yetkinlik ve verimlilik hissinde büyük bir kayıp ve nihayetinde üretkenlikte azalma meydana gelir. Çoğu zaman, dışarıdan bakanlar ancak bu noktada arkadaşlarının, meslektaşlarının veya aile üyelerinin tükenmişliklerini fark ederler. Bu durumda, iş göremezlik, işten ayrılma veya malulen emeklilik gibi bir geri çekilme genellikle kaçınılmazdır. Nispeten belirsiz fiziksel rahatsızlıklar ortaya çıkar. Bunlar çoğunlukla, dikkatli bir tıbbi muayene sonrasında bile fiziksel bir nedeni bulunamayan semptomlardır, yani psikosomatiktir. Bunlar arasında öncelikle şunlar sayılabilir:
• Kalp rahatsızlıkları (kalp çarpıntısı, düzensiz kalp atışı)
• Mide-bağırsak rahatsızlıkları (ağrı, yanma, sıkışma, şişkinlik, ishal)
• Sık idrara çıkma veya idrara çıkma sırasında ağrı
• Öksürük ve solunum bozuklukları
• İskelet sisteminde ağrı veya baş ağrısı.
Fiziksel şikayetler, tükenmişliğin tüm aşamalarında ortaya çıkabilir. Genellikle tükenmişlikten haftalar veya aylar önce başlarlar.
Acil durumlarda ilk yardım
Eğer tükenmişlik sınırındaysanız, öncelikle tükenmişlikle mücadele etmek için kişisel olanaklarınızı öğrenmeniz önemli olabilir. Genellikle son aylarda veya yıllarda işinize çok fazla, belki de fazla ve en kötü durumda son derece yararsız bir şekilde yatırım yapmış, iyi niyetle ve başlangıçta coşkuyla kendinizi tüketmişsinizdir. Tükenmişlikle mücadele etmek için kullanabileceğiniz bireysel olanaklar ve stratejiler genellikle şu üç alanda bulunur:
1. yenilenmek ya da kendini toparlama
2. delege (vekil) etmek
3. sınırları tanımak
Bu bağlamda, yenilenme en önemli nokta ve aynı zamanda en kolay öğrenebileceğiniz önlemdir. Eskiden size yardımcı olan yenilenme imkanlarını düşünün ve bunlardan bir veya ikisini günlük hayatınıza yeniden entegre etmeye çalışın. Bu bağlamda, arkadaşlıkların devamı ve güvenilir bir aile ortamı önemli bir rol oynar. Eskiden hangi hobilerle uğraştığınızı ve bunların size ne kadar tatmin duygusu verdiğini düşünün. Tutkularınız nelerdir? Kültürel konulara ilgi duyuyor musunuz, doğayı seviyor musunuz? Tutkularınızı yeniden keşfedin. Bir rahatlama tekniği öğrenmek, stresli ortamlarda bile kendinize kısa süreli huzur adacıkları bulmanıza büyük yardımcı olabilir. Kendi kişisel dinlenme ritimlerinizle – örneğin her pazar günü tamamen boş veya iki haftada bir, işle ilgili şeylere bakmadan gerçek bir boş hafta sonu – günlük hayatınıza daha fazla huzur getirin. İçinizde ve çevrenizde olan – küçük de olsa – şeylerden bilinçli olarak keyif alın.
Delege yani vekil etmek genellikle daha zordur, özellikle de tükenmişlik eğilimi olan kişiler için. Her şeyi tek başına yapabilmek, kimseye bağımlı olmamak, kişinin kendi özgüvenini ve özsaygısını büyük ölçüde etkiler. Bu nedenle, öncelikle teorik olarak yardım alma olanaklarınızı değerlendirin. Örneğin, kimlerin sizin için ne yapabileceğini içeren bir liste hazırlayın. Bu listeden bir veya birkaçını deneyerek yükünüzü hafifletin. Daha fazla yardım almayı ve yardım kabul etmeyi öğrenin. Zaman yönetimi ve iş organizasyonu konusundaki bilgilerinizi geliştirerek iş yerinde zaman ve sinirlerinizi koruyun.
Sınırları tanımak, tükenmişlik sendromunu önlemenin “üstün sanatı”dır. Bu konuda size yardımcı olabilecek şeyler arasında farkındalık egzersizleri, işinize ve yaşam planınıza yönelik gerçekçi beklentiler ve geride bıraktıklarınızı, başardıklarınızı gözden geçirmek sayılabilir. Ulaşılamaz şeyleri geride bırakın ve kendinizi affetmeyi öğrenin. Böylece, kendinizi aşırı zorlamak yerine, ne kadar zorlayacağınızı şahsen belirleyebilirsiniz.

