Dillerin gündelik kullanımına gömülü olarak, düşünce ve davranışı etkileyen eleştirel ve etik dili tanımlamak için kullanılan çok sayıda kavram ve terim bulunmaktadır. Başka bir deyişle, dilin yerleşik kullanım biçimleri, makul bireylerin, duyarlı varlıkların refahını zedeleyen eylemler ile bu refahı artıran eylemler arasında ayrım yapabilmesini sağlar. Bu sözlüğün ilk bölümü, özünde olumsuz bir anlam taşıyan ve/veya davranış üzerinde olumsuz bir etkisi olan bir kavramlar ağı sunmaktadır; ikinci bölüm ise esasen olumlu etik anlamlar ve/veya davranış üzerindeki olumlu etkiler taşıyan kavramları içerir. İlk iki bölümde yer alan terimlere ilişkin tanım ve/veya yorumların, İngilizce dışındaki dillerde de herhangi bir sözlüğe başvurularak ya da ilgili dildeki eş anlamlılar incelenerek doğrulanabileceğinden eminiz. Her bir terim için, etikle ilgili yalnızca temel anlamlar ele alınmıştır. Bu liste kapsamlı bir liste olmayı amaçlamamakta, aksine doğal dillerin gündelik kullanımında etik terimlerin geniş kapsamını göstermeyi hedeflemektedir.
Bu terimlerin bazıları için, etik ve etik dışı davranışın arkasındaki motivasyonları genel bir çerçevede aydınlatan genişletilmiş açıklamalar sunulmuştur. Bunlar arasında benmerkezcilik, benmerkezci davranış, egoizm, rasyonelleştirme, kendini aldatma, kişisel çıkar, çarpıtılmış çıkarlar, sonuççuluk, tutarsızlık ve dar görüşlülük yer alır. İnsanlar bu olumsuz etik terimlerle adlandırılan biçimlerde davrandıklarında, çoğu zaman kendi davranışlarının gerçek doğasını kendilerinden ve başkalarından gizlemek için aldatma yoluna başvururlar.
Olumsuz Etik Terimler
- Acquisitive (Aşırı kazanım odaklı): Servet ya da maddi varlık elde etmek için aşırı çaba gösterme eğilimi.
- Avaricious (Açgözlü): Para ya da zenginlik için aşırı hırs; cimrilik. Başkalarının hak ve ihtiyaçları üzerindeki etkiler konusunda duyarsızlığı ima eder.
- Base (Alçak / düşük nitelikli): Kişinin kendi çıkarlarını, özellikle iyi niyet ya da korkaklık nedeniyle, yükümlülüklerinin önüne koyması.
- Beguile (Kandırmak / baştan çıkarmak): Birini sorgulaması gereken bir şeyi kabul etmeye ikna etmek için cazibe ya da aldatma kullanmak; kişisel çıkar için birini aldatmak veya manipüle etmek.
- Bellicose (Saldırgan): Savaşçı ya da düşmanca bir doğaya sahip olmak; herhangi bir nedenle, haklı olsun ya da olmasın, kavga etmeye hazır olmayı ima eder.
- Belligerent (Kavgacı): Kavga ya da çekişmeye eğilimli olmak; saldırgan ve düşmanca davranmak.
- Betray (İhanet etmek): Birine olan güveni bozmak; genellikle sadakat ya da güven ilişkisini ihlal etmek ve bu nedenle güvenin yitirilmesine yol açmak.
- Bias (Önyargı): Bir kişi ya da şey lehine veya aleyhine haksız bir zihinsel eğilim; genellikle gerekçesizdir.
- Bigot (Bağnaz): Belirli bir inanç, görüş ya da düşünce sistemine körü körüne ve hoşgörüsüz biçimde bağlı olan kişi.
- Brutal (Vahşi): Başkalarının duygularını veya iyilik hâlini hiç dikkate almayan, acımasız bir zulüm, şiddet ve merhametsizlik anlamına gelir.
- Bully (Zorba): Kendinden daha küçük veya daha zayıf olanlara kaba kuvvet, tehdit veya baskı uygulayan; onları ezmeye, incitmeye veya korkutmaya çalışan kişi.
- Callous (Duyarsız): Merhametsiz; başkalarının duygularına ve iyilik hâline karşı duyarsız.
- Chauvinistic (Şoven): Kendi ülkesine, ırkına, cinsiyetine vb. karşı aşırı, akıl dışı ve övüngen bağlılık gösteren; diğer ülke, cinsiyet veya gruplara karşı küçümseme içeren tutum.
- Cheat (Hile yapmak): Bir avantaj elde etmek amacıyla dürüst olmayan veya aldatıcı davranışta bulunmak.
- Chicanery (Hilekârlık): Özellikle hukuki bağlamlarda aldatmak için kurnaz ve yanıltıcı konuşma veya yöntemler kullanmak.
- Covetous (Göz dikmek / haset): Başkasının sahip olduğu bir şeye yönelik açgözlü arzu duymak; bu durum olumsuz duygulara yol açar.
- Crafty (Kurnaz): Kendi çıkarını sağlamak için ustaca planlar ve ince aldatmalar geliştirme yeteneği.
- Cruel (Zalim): Başkalarına haksız yere acı ve ıstırap vermek ya da bunu bilinçli olarak istemek; merhametten yoksun olmak.
- Cunning (Kurnazca zekâ): Aldatma veya dolaylı yollarla amaca ulaşma konusunda ustalık ve beceri.
- Deceive (Aldatmak): Başkalarını söz veya eylemler yoluyla yanlış yönlendirmek; genellikle başka amaçlara ulaşmak için gerçekleri çarpıtmak.
- Defraud (Dolandırmak): Bir kişiyi, özellikle mal, para veya haklarından kasıtlı olarak yoksun bırakmak.
- Delude (Yanılsamaya sürüklemek): Birini tamamen yanlış bir şeyi doğru kabul etmeye inandırmak; genellikle etik dışı amaçlarla.
- Discourteous (Nezaketsiz): Başkalarının duygularına karşı kayıtsız davranan, kaba tavır sergileyen.
- Dishonest (Dürüst olmayan): Yalan söylemek, hile yapmak, aldatmak veya çalmak gibi davranışları içerir. Dürüst olmayan kişi, çıkarı doğrultusunda gerçeği açıkça ifade etmeyi reddeder.
- Disingenuous (Samimiyetsiz): Açık sözlü olmayan, içtenlikten uzak, dolaylı ve gizli niyetlerle hareket eden kişi.
- Disloyal (Sadakatsiz): Birine olan bağlılığını ihlal eden kişi. Bu durum bazen ikiyüzlülükten doğabilir; ancak bazen etik sorumluluk gereği de ortaya çıkabilir.
- Disrespectful (Saygısız): Nezaketsiz, kaba ve bir kişiye karşı saygı eksikliğini gösteren davranışlar sergileyen.
- Deceitful (Aldatıcı): Yanıltıcı görünüşler yaratmak, aldatıcı bilgiler vermek ya da hile yapmak suretiyle birini doğru olmayan bir şeye inandırma niyeti taşır. Aldatma, başkalarını manipüle etmenin, kişinin bencil çıkarlarına hizmet eden örtük ve dolaylı bir yoludur.
- Domineering (Baskıcı): Başkaları üzerinde sert, buyurgan ve kibirli bir şekilde hâkimiyet kurmaya çalışmak.
- Dupe (Kandırmak): Kişisel kazanç için birini aldatmak ya da kandırmak.
- Duplicitous (İkiyüzlü): İkiyüzlülük veya aldatma ile karakterize olmak; çifte davranış sergilemek.
- Egocentricity (Benmerkezcilik): Her şeyi kendisiyle ilişkilendirme eğilimi; anlık algıyı (görüneni) gerçeklikle karıştırma; yalnızca kendi çıkarlarını ve bakış açısını merkeze alma. Kişinin arzuları, değerleri ve inançları çoğu zaman sorgulanmadan yargı ve deneyimin ölçütü hâline gelir. Benmerkezcilik, eleştirel düşünmenin önündeki temel engellerden biridir. İnsan eleştirel ve adil düşünmeyi öğrendikçe daha az benmerkezci ve daha adil hâle gelir.
- Egotism (Egoizm): Sürekli ve aşırı biçimde kendine odaklanma; bencillik.
- Ethnocentricity (Etnosentrizm): Kendi grubunun diğerlerine üstün olduğuna inanarak, kendi grubunu yüceltme eğilimi. Bu durum, gruba ait olanların ayrıcalıklı görülmesine yol açar. Eleştirel olmayan düşünmenin önemli bir kısmı etnosentriktir.
- False friend (Sahte dost): Kendisine ahlaki açıdan sadakat borcu bulunan birine karşı bağlılığını sürdüremeyen kişi.
- Fanatic (Fanatik): Mantıksız derecede aşırı bağlılık; absürt uzunluklarda savunulan irrasyonel inançlar.
- Favoritism (Kayırmacılık): Bir kişi ya da grubu, haklı bir gerekçe olmaksızın ayrıcalıklı kılacak şekilde destekleme eğilimi.
- Fraud (Dolandırıcılık): Bir kişiyi, özellikle haklarından, malından veya parasından mahrum bırakacak biçimde kasıtlı aldatma.
- Grasping (Açgözlüce elde etmeye çalışma): Başkalarının haklarını veya ihtiyaçlarını dikkate almaksızın, fırsat buldukça kazanım elde etmeye yönelik doyumsuz istek.
- Greedy (Açgözlü): İhtiyaç veya hak edilenden fazlasını isteme ya da alma; başkalarının ihtiyaçlarını düşünmeksizin sahip olunabilecek her şeyi elde etme arzusu.
- Grudge (Kin): Gerçek ya da varsayılan bir haksızlık nedeniyle birine karşı uzun süreli, güçlü düşmanlık hissi; genellikle temelsiz kırgınlık ve alınganlıkla ilişkilidir.
- Hateful (Nefret dolu): Nefret hissetmek veya göstermek; kötü niyetli, zarar vermeye eğilimli. İlgili bir terim olan hatemonger, özellikle azınlık gruplara karşı nefret ve önyargıyı kışkırtmaya çalışan propagandacıyı ifade eder.
- Heartless (Kalpsiz): Başkalarının duygularına karşı çok duyarsız olmak; şefkatsiz, merhametsiz.
- Hypocritical (İkiyüzlü): Olduğundan daha iyi görünmeye çalışmak; sahte bir erdem ve içtenlik sergilemek. İkiyüzlü kişiler, başkalarından kendilerinin uymadığı standartları talep eder.
- Ignoble (Alçak / onursuz): Karakter açısından aşağılık; namussuz, kötü niyetli; temel ahlaki niteliklerden yoksunluğu ifade eder.
- Ill-mannered (Kaba): Görgü kurallarına uymayan; saygısız ve nezaketsiz davranan.
- Impatience (Sabırsızlık): Makul gecikmelere karşı aşırı tahammülsüzlük.
- Inhuman (İnsanlık dışı): Etik açıdan duyarlı bir kişide bulunması gereken şefkat, merhamet ve iyilik gibi niteliklerin yokluğunu ifade eder.
- Inconsiderate (Düşüncesiz): Başkalarının duygu ve koşullarını dikkate almamak; onların acılarına karşı kayıtsız olmak.
- Insincere (Samimiyetsiz): İkiyüzlü, güvenilmez. Genellikle, kişi dürüst görünmeye çalışırken aslında öyle olmadığı durumları ifade eder.
- Insensitive (Duyarsız): Empati gerektiren durumlara karşı hissiz ve kayıtsız tepki verme.
- Intimidate (Gözdağı vermek): Birini tehdit ederek veya korkutarak kontrol etmeye çalışmak.
- Intolerance (Hoşgörüsüzlük): Başkalarının görüşlerini, inançlarını ya da kimliklerini kabul etmemek veya saygı göstermemek.
- Lying (Yalan söyleme): Doğru olmadığını bildiği bir şeyi söylemek; genellikle aldatma amacı taşır. (Not: Masum bir kişinin iyiliğini korumak için doğruyu gizlemek bu kapsamda değerlendirilmez.)
- Malice (Kötücüllük): Başkalarına zarar vermekten hoşlanmayı içeren derin ve haksız düşmanlık.
- Malevolence (Kötü niyet): Başkalarına zarar vermeyi istemeye yönelten düşmanca duygu.
- Malignity (Şiddetli kötücüllük): Yoğun ve sürekli kötü niyet; acımasız biçimde ifade edilen zarar verme eğilimi.
- Mean (Kötü karakterli): Alçak, dar görüşlü, küçük hesapçı, saygısız veya kötü huylu.
- Menace (Tehdit): Haksız biçimde korku veya zarar ihtimali yaratan düşmanca tutum.
- Merciless (Merhametsiz): Şefkat ve acıma duygusundan yoksun.
- Murder (Cinayet): Bir insanın kasıtlı ve planlı olarak öldürülmesi; insanlık dışı ve barbarca öldürme eylemi.
- Narrow-minded (Dar görüşlü): Durumlara, insanlara ya da gruplara sınırlı, önyargılı bir bakış açısıyla yaklaşmak; kendi bakış açısının sınırlılığı nedeniyle olayları tam ve doğru biçimde görememek.
- Oppress (Baskı altına almak): Başkalarını acımasız veya haksız biçimde güç kullanarak zorlamak ya da ezmek.
- Personal contradiction (Kişisel çelişki): Bir kişinin özel yaşamında tutarsızlık; bir şeyi söyleyip başka bir şeyi yapmak veya kendine uyguladığı standartları başkalarına uygulamamak; genellikle kendini aldatmayla birlikte görülen bir tür ikiyüzlülük.
- Pettiness (Küçüklük): Önemsiz şeyleri büyütme eğilimi; dar görüşlü ve küçük hesapçı olma.
- Pitiless (Acımasız): Zarar verdiği kişilerin acısından etkilenmeyen, merhametsiz tutum.
- Prejudice (Önyargı): Bir kişi, grup ya da konu hakkında, yeterli bilgi ve inceleme olmadan önceden oluşturulmuş olumlu ya da olumsuz yargı. Bu tür yargılar genellikle eleştirel değerlendirmeye kapalıdır ve sosyal olarak da desteklenebilir.
- Pugnacious (Kavgacı): Saldırgan ve kolayca kavga etmeye hazır olma eğilimi.
- Quarrelsome (Geçimsiz): Önemsiz nedenlerle bile tartışma ve kavga etme isteği.
- Racism (Irkçılık): Bir ırkın diğerlerinden üstün olduğuna inanarak ayrımcılık yapan düşünce veya uygulama.
- Rancor (Kin): Derin ve kalıcı nefret ya da kötü niyet.
- Rape (Tecavüz): Bir kişiyi rızası dışında cinsel ilişkiye zorlamak.
- Rationalize (Rasyonelleştirmek): Kişinin gerçek güdüleriyle örtüşmeyen, fakat mantıklı gibi görünen açıklamalar üretmesi. Bu, kişinin çıkarlarını gizlemek ve kendisini haklı göstermek için kullandığı bir kendini aldatma mekanizmasıdır.
- Rude (Kaba): Başkalarının duygularını kasıtlı olarak dikkate almamak; saygısızlık veya nezaketsizlik göstermek.
- Ruthless (Acımasız): Kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için başkalarının haklarını ve iyilik hâlini tamamen göz ardı eden zalim ve merhametsiz tutum.
- Self-aggrandizement (Kendini yüceltme): Kişinin kendisini daha güçlü, zengin vb. göstermek veya yapmak için giriştiği eylemler; özellikle acımasız bir biçimde.
- Self-centered (Benmerkezci): Kendi meselelerine aşırı odaklanmış; bencil.
- Self-conceit (Kendini beğenmişlik): Kişinin kendisi hakkında aşırı olumlu görüşlere sahip olması; bu durum bilinçli ya da bilinçsiz etik dışı eylemlere yol açabilir.
- Self-deception (Kendini aldatma): Kendi güdülerini, karakterini ve kimliğini anlamaktan kaçınmak. İnsan türünün “kendini aldatan hayvan” olarak tanımlanabileceği ileri sürülür. Kendini aldatma insan yaşamında temel bir sorundur ve insan acısının başlıca nedenlerinden biridir. Eleştirel öz-düşünüm yoluyla bunun aşılması etik düşünmenin temel hedeflerinden biridir.
- Self-indulgence (Kendini şımartma): Kişinin kendi arzularına aşırı ölçüde teslim olması.
- Self-opinionated (Kendini haklı görme): Kendi görüşlerine irrasyonel ve inatçı biçimde bağlı kalmak.
- Selfish (Bencil): Başkalarının ihtiyaçlarını dikkate almadan kendi çıkarlarına aşırı odaklanmak.
- Selfish interest (Bencil çıkar): Başkalarının haklarını ve ihtiyaçlarını göz ardı ederek, yalnızca kendi avantajına olanı takip etmek. Kendi refahını önemsemek doğal olmakla birlikte, başkalarının haklarını çiğnemek etik dışıdır. İnsanlar çoğu zaman bencil çıkarlarını gizlemek için rasyonelleştirme ve diğer kendini aldatma biçimlerine başvurur. Eleştirel ve adil düşünmeyi geliştirmek, bu eğilimleri azaltmayı sağlar.
- Sexism (Cinsiyetçilik): Kadınlara yönelik ayrımcılık ve önyargılı stereotipleştirme.
- Slavery (Kölelik): Bir insanın başka bir insan tarafından sahiplenilmesi.
- Sly (Kurnazca / sinsi): Amaca ulaşmak için dolaylı, gizli veya hileli yollar kullanmak.
- Small-mindedness (Dar görüşlülük): Kendi çıkarlarına odaklanan, kinci ve küçük hesapçı bir düşünce biçimi.
- Social contradiction (Toplumsal çelişki): Bir toplumun savunduğu değerlerle fiili uygulamaları arasındaki tutarsızlık. Bu durum, bireysel düzeydeki kendini aldatmanın toplumsal ölçekteki yansımasıdır. Bu çelişkilerin fark edilmesi ve eleştirel analiz edilmesi, toplumsal dönüşüm ve etik bütünlük için gereklidir.
- Sociocentricity (Sosyomerkezcilik): Kişinin kendi sosyal grubunun doğası gereği diğerlerinden üstün olduğunu varsayması. Böyle bir kişi ya da grup, kendi bakış açısını doğru veya tek makul görüş olarak görür ve tüm eylemlerini haklı sayar. Bu durum, görüşlerin geçerliliğini sorgulamama ve dar görüşlü düşünme eğilimine yol açar. Farklı düşünceler olumsuz görülür ve reddedilir. Bu, düşüncenin önemli bir bölümünde görülen sosyomerkezci yapıyı ifade eder.
- Spite (Kin güdüsü): Başkalarına zarar verme, onları rahatsız etme ya da hayal kırıklığına uğratma isteği; genellikle küçük ve intikamcı davranışlarla ortaya çıkar.
- Spiteful (Kinci): Başkasına zarar verme, küçük düşürme ya da hayal kırıklığına uğratma eğilimi taşıyan güçlü olumsuz duygu; kötü niyetli intikamcılığı ifade eder.
- Subterfuge (Hile / saptırma): Birini aldatmak veya bir amacı gizlice gerçekleştirmek için kullanılan yöntem veya strateji.
- Swindle (Dolandırmak): Bir kişinin güvenini kazanarak onu para veya malından aldatma yoluyla mahrum bırakmak.
- Terrorize (Terörize etmek): Tehdit veya korku yoluyla bilinçli olarak dehşet yaratmak.
- Thoughtless (Düşüncesiz): Başkalarının hak ve ihtiyaçlarını dikkate almayan.
- Torture (İşkence): İtiraf, bilgi elde etmek ya da intikam almak amacıyla birine ağır acı çektirmek.
- Trickery (Hilekârlık): Başkalarını aldatmak için hile veya oyunlar kullanmak.
- Tyrannize (Zorbalık etmek): Mutlak ve keyfi güç kullanarak başkaları üzerinde baskı kurmak; otoriteyi acımasızca kullanmak.
- Uncivil (Nezaketsiz): Başkalarına saygılı davranmamak.
- Unfair (Adaletsiz): Taraflı, önyargılı veya haksız olan eylem.
- Unkind (Kaba / sert): Başkalarına karşı düşüncesiz veya sert davranmak.
- Untruthful (Doğru olmayan): Yalanın yumuşatılmış bir biçimi; genellikle çıkar sağlamak amacıyla gerçeği çarpıtmak. (Masum birini koruma durumu hariç etik dışıdır.)
- Vested interest (Çıkar ilişkisi): Başkalarının zararına olacak şekilde kişisel avantaj sağlama yönünde yoğun ilgi ve çaba. Özellikle politik ve ekonomik alanlarda, kendi çıkarlarını “kamu yararı” gibi sunarak meşrulaştırma eğilimi görülür.
- Vengeful / Revengeful (İntikamcı): Kinciye benzer, ancak daha doğrudan biçimde eyleme geçme isteğini ve gerçek anlamda intikam arayışını vurgular.
- Vindictive (İntikamcı): Başkasına zarar vermeye yönelik güçlü istek; çoğu zaman haksız bir biçimde kişinin kendi iradesini dayatması.
- Violence (Şiddet): Başkalarına zarar vermek amacıyla güç veya kuvvet kullanımı.
- Violent (Şiddet içeren): Başkasına zarar vermek için yoğun fiziksel güç kullanmak; genellikle duygusal kontrol eksikliğini de ima eder.
- Wily (Kurnaz / hilekâr): Başkalarını aldatmak için ince planlar ve hileler kullanma.
- Zealot (Fanatik): Bir amaca aşırı bağlılık ve bu uğurda yoğun faaliyet gösterme; kişi inançlarına körü körüne bağlanır ve onları eylemle destekler.
Olumlu Etik Terimler
- Altruistic (Özgeci): Başkalarının iyiliğini kendi çıkarlarının önüne koyma; bencillikten uzak olma.
- Attentive (Dikkatli / ilgili): Başkalarına karşı sürekli özen ve dikkat gösterme.
- Benevolent (İyiliksever): Başkalarına iyilik yapma eğilimi; hayırseverlik ve yardımseverlik.
- Benign (İyi huylu): Nazik ve iyi niyetli; özellikle hoşgörülü ve anlayışlı bir tutum.
- Charitable (Yardımsever): Para veya başka kaynakları ihtiyaç sahipleriyle paylaşma.
- Civil (Nazik): Özellikle resmi bağlamlarda saygılı ve kibar davranma.
- Commiseration (Acıyı paylaşma): Başkalarının acısını içtenlikle paylaşma.
- Compassion (Şefkat): Başkalarının acılarına karşı derin empati duyma ve bu acıyı azaltma isteği.
- Compunction (Vicdan azabı): Yanlış bir davranış nedeniyle duyulan içsel rahatsızlık.
- Condolence (Taziye): Başkasının üzüntüsüne karşı duyulan sempatiyi ifade etme.
- Considerateness (Düşüncelilik): Başkalarının duygu ve koşullarını dikkate alma.
- Consistency (Tutarlılık): Düşünce, söz ve davranışların birbiriyle uyumlu olması; entelektüel ve ahlaki bütünlük.
- Courteous (Nazik): Sadece görgü ve kibarlığın ötesine geçerek, başkalarına içten bir düşüncelilikle yaklaşmak.
- Devotion (Adanmışlık): Değerli bir amaca kendini vermek veya bu yönde çaba göstermek.
- Dispassionate (Tarafsız / duygusuz): Güçlü duygulardan arınmış; nesnel ve tarafsız değerlendirme yapabilme.
- Empathy (Empati): Bir başkasını anlamak için kendini onun yerine koyabilme.
- Evenhandedness (Tarafsızlık): Adil, eşit ve tarafsız olma.
- Exonerate (Aklanmak / aklamak): Suçlamadan kurtulmak; suçsuz olduğunu göstermek.
- Fair (Adil): Kendi duygu veya çıkarlarına bağlı kalmaksızın doğru olanı yapmak; tarafsız olmak.
- Fair-mindedness (Adil düşünce): Tüm bakış açılarını nesnel biçimde değerlendirme yeteneği; kendi çıkarlarından bağımsız düşünme.
- Faithful (Sadık): Birine karşı sürekli ve bağlı kalmak; ahlaki bağlara bağlılık göstermek.
- Forbearance (Hoşgörü / sabır): Kendini kontrol edebilme; provokasyon karşısında ölçülü kalma.
- Forgiveness (Bağışlama): Kızgınlık veya cezalandırma isteğinden vazgeçme.
- Friendly (Dostça): Nazik, samimi ve iyi niyetli davranma.
- Generous (Cömert): Vermeye istekli olmak; bolca paylaşmak.
- Gentle (Nazik / yumuşak): Sabırlı, sakin ve sert olmayan.
- Gracious (Lütufkâr): Nezaketli, merhametli ve anlayışlı.
- Guilt (Suçluluk duygusu): Yanlış bir eylemden dolayı hissedilen içsel rahatsızlık.
- Honesty (Dürüstlük): Başkalarıyla ilişkilerde açıklık ve doğruluk; aldatmadan uzak olmak.
- Honorable (Onurlu): Etik açıdan doğru olanı sıkı biçimde benimsemek ve uygulamak.
- Humanitarian (İnsancıl): İnsanlığın refahını artırmaya yönelik duyarlılık ve çaba.
- Impartial (Tarafsız): Herhangi bir tarafa karşı önyargısız olmak.
- Integrity (Dürüstlük / bütünlük): Ahlaki karakterin sağlamlığı; güvenilirlik.
- Justice (Adalet): Doğru ve hakkaniyetli olanı yapmak; kişisel eğilimlerden bağımsız davranmak.
- Kind (Nazik): Şefkatli, dostça ve yardımsever olmak.
- Loyal (Sadık): Bir kişiye, kuruma veya değere bağlılık.
- Mercy (Merhamet): Cezalandırma gücüne sahipken bağışlayıcı olmak; şefkat göstermek.
- Misgiving (Kuşku): Bir şeyin doğru olup olmadığına dair içsel şüphe.
- Moral (Ahlaki): Doğru ile yanlışı ayırt edebilme yetisiyle ilgili.
- Noble (Asil): Yüksek ahlaki niteliklere sahip olmak.
- Objective (Nesnel): Kendi çıkarlarından bağımsız değerlendirme yapabilmek.
- Obliging (Yardımsever): Yardım etmeye hazır ve istekli olmak.
- Open-minded (Açık fikirli): Önyargısız olmak; yeni fikirlere açık olmak.
- Pardon (Affetmek): Birini suçundan dolayı bağışlamak.
- Philanthropic (Hayırsever): İnsanların genel iyiliğini gözeten ve destekleyen.
- Polite (Kibar): Toplumsal davranış kurallarına uygun ve saygılı.
- Probity (Dürüstlük): Kanıtlanmış ahlaki doğruluk ve bütünlük.
- Qualm (Vicdani rahatsızlık): Yanlış bir şey yapıldığına dair içsel huzursuzluk.
- Reciprocity (Karşılıklılık): Başkalarının bakış açısına empatik biçimde girerek onların düşünce tarzını anlamaya çalışma; bu düşünceyi değerlendirme. Yaratıcı hayal gücü ve adil düşünmeye bağlılık gerektirir.
- Remorse (Pişmanlık): Yapılan bir yanlış nedeniyle duyulan derin suçluluk hissi.
- Respect (Saygı): Başkalarına karşı düşünceli davranmak; müdahale veya zarar verme ihtimaline karşı dikkatli olmak.
- Scruple (Vicdani tereddüt): Bir şeyin etik olup olmadığı konusunda yaşanan kararsızlık veya huzursuzluk.
- Scrupulous (Titiz / vicdanlı): Eylemlerinin ahlaki yönü konusunda dikkatli ve özenli olmak.
- Self-reproach (Kendini suçlama): Algılanan bir yanlış nedeniyle kendini suçlama; bazen haklı, bazen haksız olabilir.
- Selfless (Özgeci): Kendi çıkarlarını değil, başkalarının iyiliğini öncelemek.
- Self-sacrificing (Fedakâr): Başkalarının yararı için kendi çıkarlarından vazgeçmek.
- Sympathy (Sempati): Başkalarının duygularını anlayabilme ve paylaşabilme.
- Tactful (İnce düşünceli): İnsanlarla veya zor durumlarla uygun ve hassas bir şekilde ilgilenme becerisi.
- Tender (Şefkatli): Başkalarına karşı yumuşak, nazik ve sıcak davranma.
- Thoughtful (Düşünceli): Başkalarının ihtiyaç ve arzularını önceden fark ederek onları rahat ettirmeye çalışma.
- Tolerance (Hoşgörü): Başkalarının inançlarına ve uygulamalarına saygı göstermek; bağnazlıktan uzak olmak.
- Trustworthy (Güvenilir): Dürüstlüğü, adaleti ve bütünlüğü nedeniyle güven duyulabilecek kişi.
- Unbiased (Tarafsız): Herhangi bir tarafa karşı önyargısız olmak.
- Unselfish (Bencil olmayan): Kendi çıkarlarından çok başkalarının iyiliğini gözetmek.
- Understanding (Anlayış): Başkalarına karşı empatik farkındalık ve uyum geliştirme.
- Upright (Dürüst / doğru): Ahlaki doğruluğa sıkı bağlılık ve bütünlük.
- Veracity (Doğruluk): Alışkanlık hâline gelmiş dürüstlük; doğruyu söyleme eğilimi.
- Virtuous (Erdemli): Adalet ve bütünlük gibi yüksek ahlaki özellikler taşıyan.
- Vindicate (Aklanmak / haklı çıkarmak): Birini, suçlamanın haksız olduğunu kanıtlayarak temize çıkarmak.
- Warm-hearted (Sıcakkanlı): İçten, cömert ve şefkatli bir ilgi veya sevgi gösterme.
Kaynak
Paul, R., & Elder, L. (2006). The thinker’s guide to understanding the foundations of ethical reasoning (2nd ed.). Çev. Şevki Işıklı, Foundation for Critical Thinking, ss.34-41.


