Jeremy Rifkin, yeni kitabı Rescuing the Future’da yapay zekânın geleceğini belirleyecek mücadelenin şirketlerle yerel topluluklar arasında yaşanacağını savunuyor. Yazara göre bu rekabetin temelinde, doğayı sahip olunacak kaynaklar toplamı olarak gören anlayış ile yaşamı ilişkiler ve süreçler üzerinden kavrayan yaklaşım bulunuyor.
Yapay zekânın geleceği birkaç teknoloji şirketinin elinde mi şekillenecek, yoksa yerel toplulukların katılımıyla farklı bir dijital düzen mi kurulacak? Jeremy Rifkin, yeni kitabı Rescuing the Future: Reimagining Artificial Intelligence in a World on the Edge ile bu soruyu ekonomik güç, ekolojik kriz ve varlık anlayışı arasındaki ilişkiye taşıyor. Polity tarafından yayımlanan eser, yazarın resmî sayfasında Eylül 2026 tarihli yeni kitabı olarak tanıtılıyor.
Rifkin’in kitap için hazırladığı basın açıklamasındaki en dikkat çekici öngörü, “Halkın yapay zekâsı” adını verdiği dağıtık yapının, yüzyılın ortasına gelmeden dünyanın farklı biyobölgelerinde büyük teknoloji şirketlerini geride bırakabileceği. Bu senaryoda şirketler ortadan kalkmıyor; belirli teknik hizmetlerde uzmanlaşırken, gündelik yaşamın dijital altyapısında yerel işletmeler, kooperatifler ve topluluklar ağırlık kazanıyor.
Buluttan yerel ağlara
Rifkin’in önerdiği model; küçük ve orta ölçekli işletmeleri, kooperatifleri, nesnelerin internetini ve sis bilişimini bir araya getiriyor. Yerel ağlar, açık kaynaklı platformlar aracılığıyla dünyanın başka bölgelerindeki benzer yapılarla bağlantı kuruyor. Böylece yerel ihtiyaçlara göre çalışan, küresel ölçekte bilgi ve deneyim paylaşabilen bir örgütlenme öngörülüyor.
Buradaki teknik kavramlardan sis bilişimi, verilerin işlenmesini ağın farklı noktalarına dağıtıyor. Nesnelerin interneti cihazlarından gelen verilerin tamamını uzak bir veri merkezine göndermek yerine, işlemlerin bir bölümü verinin üretildiği yere yakın sistemlerde gerçekleştirilebiliyor. ABD Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü’nün kavramsal modeli, bu yaklaşımı uygulamaları, yönetimi ve veri analizini ağ içine dağıtan bir mimari olarak açıklıyor.
Rifkin bu teknik imkânı bir yönetişim önerisiyle birleştiriyor: Dijital altyapının kullanımına ilişkin kararların, yerel ekosistemlerle birlikte yaşayan toplulukların katılımıyla alınması. Basın açıklamasındaki “biyobölge” vurgusu da buradan geliyor; yapay zekânın örgütlenmesi, yaşam alanlarının ekolojik ilişkilerine göre yeniden düşünülüyor.
Yapay zekânın arkasındaki varlık anlayışı
Kitabın felsefi eksenini “töz ontolojisi” ile “süreç ontolojisi” arasındaki karşıtlık oluşturuyor. Ontoloji, varlığın ne olduğu ve nasıl kavranması gerektiğiyle ilgilenen felsefe alanı.
Rifkin’in kurduğu karşıtlıkta töz ontolojisi, dünyayı birbirinden ayrılabilen, sahiplenilebilen ve kullanılabilen şeyler üzerinden kavrıyor. Süreç ontolojisi ise oluşa, zamana, ilişkilere ve karşılıklı etkileşime ağırlık veriyor. Birincisinde doğa, çıkarılacak ve tüketilecek kaynaklar toplamına dönüşürken; ikincisinde insan, sürekli değişen yaşam ağlarının bir parçası olarak konumlanıyor.
Yazarın iddiasına göre yapay zekânın tasarımı ve yönetimi de bu ayrımdan etkileniyor. Doğayı kaynak deposu olarak kavrayan bir sistem, mevcut çıkarma ve tüketme düzenini hızlandırabilir. Ekolojik ilişkileri önceleyen bir sistem ise yaşamın yenilenmesine ve toplulukların değişen koşullara uyum sağlamasına hizmet edebilir. Kitap, dağıtık yapay zekâ altyapısını bu ikinci yönelimin merkezine yerleştiriyor.
İlerleme çağından dayanıklılık çağına
Rifkin, bu dönüşümü “İlerleme Çağı”ndan “Dayanıklılık Çağı”na geçiş olarak adlandırıyor. Basın açıklamasında öne çıkan yaklaşım, yaşamın devamlılığını, ekolojik uyumu ve ortak sorumluluğu teknolojik gelişmenin ölçütleri arasına yerleştiriyor.
Yazar, Z kuşağının bu değişimde önemli rol oynayacağını düşünüyor. Gençlerin kendilerini ekolojik tehdit altındaki bir kuşak olarak görmelerinin, sahiplikten koruyuculuğa ve diğer canlılarla ortak yaşam fikrine yönelmelerini destekleyeceğini savunuyor. Ancak bu değerlendirme, bütün bir kuşağın tutumunu kesin biçimde açıklayan bir bulgudan çok, Rifkin’in geleceğe ilişkin yorumunun parçası.
Kitabın erişilebilir içindekiler bilgisi de tartışmanın kapsamını gösteriyor: tarihsel paradigma değişimleri, tekillik ve termodinamik yasaları, süreç ontolojisi, ekosistemler ve kolektif zekâ eserin başlıca konuları arasında bulunuyor.
Öngörünün sınandığı nokta
Rifkin’in yaklaşımı, yapay zekânın toplumsal örgütlenmesine güçlü bir alternatif sunarken, bu alternatifin hangi hızla yayılabileceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Yazarla 30 Eylül 2026’da yayımlanan bir söyleşi yapan Radio Ecoshock sunucusu Alex Smith, programın ardından kaleme aldığı değerlendirmede, biyobölgesel dijital topluluklara ilişkin somut örneklerin ve genç kuşağa yüklenen dönüştürücü rolün daha güçlü biçimde gösterilmesi gerektiğini belirtiyor.
Bu nedenle Halkın yapay zekâsının teknoloji devlerini geride bırakacağı iddiası, gerçekleşmiş bir dönüşüm olarak değil, Rifkin’in tartışmaya açtığı gelecek senaryosu olarak değerlendirilmeli.
Rescuing the Future, yapay zekâ tartışmasına felsefi bir soru ekliyor: Kurduğumuz dijital sistemler, nasıl bir dünya anlayışını hayata geçiriyor? Rifkin’in yanıtı, teknolojinin geleceğini mülkiyet, ortak yönetim ve gezegendeki yaşamın devamlılığı üzerinden yeniden düşünmeye çağırıyor.


