Salı , Mayıs 24 2022

Uğur Dündar vs. Bezmenler Vakası: Basın Etiği Ne Durumda?

Basın etiği ilkelerini tartışmalı bir habercilik üzerinden incelemek oldukça verimli sonuçlar doğurur. Uğur Dündar vs. Bezmenler Vakası’nda basın etiği ilkeleri ihlal edilmiş midir?

Doğrunun ve yanlışın belirleyicisi olarak karşımıza çıkan etik, günümüzde sıkça tartışılan konuların başında gelmektedir. Hem gündelik hayatta vatandaşlar tarafından hem de akademik alanda konunun uzmanları tarafından sıkça tartışılmaktadır. Peki etik nedir?

Konuyu daha iyi anlayabilmek için öncellikle ‘‘etik’’ kavramını inceleyelim. Yunanca’ da ‘‘kişilik’’ anlamına gelen ‘‘Ethos’’ dan gelmektedir. Ethos kelimesinin anlamının ise töre olmasından etik kavramının ne kadar net çizgileri olduğunu anlayabiliyoruz. Ethos kelimesi zamanla ethics’i türetmiştir. Etik sözcüğü antik çağdan bugüne kadar tartışılmasından dolayı birçok tanımı bulunmaktadır. Etik, Türk Dil Kurumu tarafından ‘‘Felsefenin ödev, yükümlülük, sorumluluk ve erdem gibi kavramları analiz eden, doğruluk veya yanlışlık ile iyi veya kötüyle ilgili ahlaki yargıları ele alan, ahlaki eylemin doğasını soruşturan ve iyi bir yaşamın nasıl olması gerektiğini açıklamaya çalışan dalı’’ (1) şeklinde tanımlanmıştır.

Kısaca; kişinin davranışlarını temel alır ve insanlara bir işin nasıl yapılması gerektiğinin, yapılan işin doğru mu yanlış mı olduğunun karar verilmesinde yardımcı olan kuralların/ilkelerin bütünü diyebiliriz. Alınan kararlar belli değerlere bağlı kalınır aksi kabul edilemez. Yani iyi davranışta bulunur ve kötü davranıştan mümkün olduğunca kaçınılır. Etik ihlalinin söz konusu olduğu durumlarda herhangi bir hukuki yaptırım söz konusu değilken, dışlanma ve kınamaya maruz kalınabilir. Etik de vicdanınla baş başasındır.

Türkiye’de 1946’da kurulan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yayınlamış olduğu ve zaman zaman güncellediği basın meslek ilkeleri bulunmaktadır. Basın çalışanlarının uyması gereken bir dizi ilkedir. Buna uymazsanız afişe edilirsiniz, dışlanırsınız. TGC tarafından bazı ilkeler belirlenmiştir. İlkelere birlikte göz atalım.

  • İlk ilke: ‘‘Gazeteci; halkın bilgi edinme hakkı uyarınca, haber alma, yorum yapma ve eleştirme özgürlüğünü kullanırken kendi açısından sonuçları ne olursa olsun, gerçekleri çarpıtmadan aktarmak zorundadır’’ (2).

Yani bir gazeteci gerçekleri çarpıtmadan aktarmalı, anlatmalıdır. Verilen haber hangi sebepten ötürü olursa olsun amacından sapmamalı kamuoyuna doğru bir şekilde aktarılmalıdır ve bunu öğrenmek kamuoyunun en doğal hakkıdır. Harris 1998 yılında yaptığı bir çalışmada ‘‘Muhabirlerden gerçeği vermeleri, doğru ve objektif yazı yazmaları, gerçekleri çarpıtmadan, ayıklamadan, yanlış sunmadan vermeleri, yanlılıktan ve taraf tutmaktan uzak kalmaları, varsayımları ve görüşleri gerçeklerden ayırmaları istenir’’ (3)  ifadesini kullanmıştır.

Tabii ki her bireyde olduğu gibi gazeteci de belli bakış açılarına sahiptir. Ama eğer buna saplanıp kalırsa doğruyu göremez ve gerçeği objektif bir şekilde yorumlayıp aktaramaz. Bir gazeteci ne kadar tarafsız olursa, o kadar olayı farklı açılardan bakabilir ve kamuoyuna başarılı bir şekilde aktarabilir. Kendi siyasal düşüncesini, dünya görüşünü ve inancını habere alet etmeden kaleme almalıdır. Yanlış bilgi yayılımı sonucunda itibarı zedelenebilir, karşı taraf zor durumda kalabilir ve bağlı olduğu kurumu da zor durumda bırakabilir. Hele ki günümüz dünyasında kitle iletişim araçlarında söz etmemize gerek bile yok. Artık her şey anlık yayınlanabiliyor. Masa başında yalan haber üretimi git gide yaygınlaştı ve tabii ki insanlar bunların yalan olduğunu anlayacak kadar medya okuryazarlığına sahip değiller. Kısa süre içerisinde bu yalan/saptırılmış haberler küçük bir kar tanesinden dev bir kar kütlesine dönüşebilir ve toplumda kaosa yol açabilir. Bu yüzden yapılan haberin doğruluğunun saptırılmaması gerekir. Her ne olursa olsun yapılan haber olduğu gibi aktarılmalı ve çıkar elde edilmemelidir. Gazeteci yön vermez, seçenekleri gösterir ve ilgili kişilere duyurur.

  • İkinci ilke: ‘‘Gazeteci; başta barış, demokrasi, hukukun üstünlüğü laiklik ve insan hakları olmak üzere; insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur’’ (4).

Birey ve toplum için en iyi sistem olarak anılan demokrasi, bireyi daha yaşanabilir bir ortam sunar.

‘‘Demokratik toplumların yaşamlarını sağlıklı bir biçimde sürdürebilmelerinde en büyük işleve sahip kurumlardan biri basındır’’ (5).

Basın toplumda hem bir denge sağlar hem de demokrasiyi besler. Basın, demokratik sistemi tamamlar ve gerekli durumlarda tüm yayın organlarını kullanarak devlet ile halk arasında aracı rolünü de üstlenebilir. Çok sesli ve özgür bir basında demokrasinin güçlendirilmesi önemli rol oynar. Günümüzde çok seslilikle ilgili endişeler vardır. Artık sadece finansal açıdan güçlü şirketler sektörde ayakta kalabilmektedir.

‘‘Çapraz birleşmelerle birden fazla sektörde faaliyet gösteren büyük iş adamlarının sektöre egemen olması, basın özgürlüğü ve çok seslilik konusunda endişeleri de beraberinde getirmiştir’’ (6).

Bu basının özgürlüğünü tehlikeye atan baş etmendir. Haberciliğin tekelleşmesi günümüzde en büyük problemlerden birisi olmaya devam ediyor. Çok sesliliğin giderek azaldığı ve belli düşüncelerin halka sunulması sebebiyle insanlar tek yönlü düşünmekte, çok seslilik olmamaktadır.

  • Üçüncü ilke: “Gazeteci; milliyet, ırk, etnisite, cinsiyet, cinsel kimlik, cinsel yönelim, dil, din, mezhep, inanç, inançsızlık, sınıf, dünya görüşü ayrımcılığı yapmadan tüm uluslar, halklar ve bireylerin haklarını tanır, saygı gösterir’’ (7).

Tüm dünya tarafından ortak kabul edilen bu ilke evrensel bir prensip olarak kabul edilmiştir.

‘‘İnsan gruplarının güç bakımından eşit olmamaları, ‘ben’ ile ‘diğeri’ arasındaki ilişkiyi hiyerarşik hale getirmiş, tahakküm ilişkisine dönüştürmüş ve ayrımcılığa yol açmıştır’’ (8).

Bir diğerini ötekileştirmek, onu yok etmektir aslında onu tanımamaktır. Özellikle azınlıklara karşı gösterilen bu tutumlar bireylerde bir ötekiyi inşa etmekle sonuçlanıyor. Onu tanımak istemiyor ve her zaman önyargılı davranıyor. Her söylemde bir ötekinin inşa etmeye devam ediyor ve gelecek nesillere aktarımı devam ediyor. Bu tarz fikirlerin basın ve kitle iletişim araçları aracılığıyla yayılımı daha kolaydır.

  • Dördüncü ilke: ‘‘Gazeteci; insanlar, uluslar ve topluluklar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır’’ (9). 

Yani düşmanlığı körükleyici ifadelerde bulunma. Senin basın özgürlüğüne sahip olman kışkırtıcı ifadeler kullanma hakkın olabileceği anlamına gelmez. Düşmanlık ‘‘Hoşgörüsüzlük, ayrımcılık /ötekilik, yabancı düşmanlığı, kültürel farklılık, fundamentalizm (köktendincilik) gibi kavramlarla yakından bağlantılı görülmektedir’’ (10). Tüm bunlar gazeteci de düşmanlığı körüklemeye neden olabilir ve hatta kişilerarası, uluslararası ilişkilerde bile sorun yaratabilmektedir. İnsanlar türdeş oldukları sürece sorun olmaz ama aksi takdirde şiddet ortaya çıkar en sonunda ise savaşa sebebiyet verebilir. Bu yüzden gazetecinin kalemini silah olarak değil barış için kullanmalı. Bir kelime bile kitlelerde kaosa bile neden olabilmektedir.

  • Beşinci ilke:  ‘‘Gazeteci; bireylerin, toplulukların ve ulusların kültürel değerlerini, inançlarını veya inançsızlığını saldırı konusu haline getiremez, küçümseyemez, alay edemez’’ (11).

Yani bir gazeteci kültürel ve dini değerlere saygı duyar, farklılığa saygı duyar, bireylerin/toplulukların ve hatta ulusların inancını/kültürel değerlerini saldırı konusu haline getirmez.

‘‘Nefret söylemi kurmak ya da kullanmak, yabancı düşmanlığı yapmak, kültürel üstünlük ya da aşağılamalarda bulunmak da dolaylı ve kültürel şiddet olmaktadır’’ (12).

Her türlü kültürel farklılık, dil farklılığıyla dalga geçilmez ve küçümsenemez. Kimlik üzerinden politika yapılamaz, kendi ulusu diğer uluslardan üstün tutamaz, tarihini kötüleyemez. Yani gavur, putperest, müşrik gibi ifadeler kullanılmamalıdır. Bir yabancı veya başka dinden birisi saldırıya uğradığında veya öldürüldüğünde ‘‘O Yahudi, Hristiyan/Suriyeli’’ demek yanlış bir ifade olur. Her ne olursa olsun kişinin yaşadıkları dini inancından dolayı meşrulaştırılamaz ve yok sayılamaz. Her insan inancında özgürdür ve bunu malzeme haline getiremezsin.

  •  Altıncı ilke: ‘‘Gazeteci; şiddeti haklı gösterici, özendirici ve savaşı kışkırtıcı yayın yapamaz’’ (13).

Yani şiddetsizlik ilkesi söz konusu. Artık birey, şiddeti yakın çevresinden görmez kitle iletişim araçları rolüyle de buna tanık olabilmektedir.

‘‘Medya şiddet eylemlerinin başlıca nedeni olmasada, bu eylemlerin etkisini artıran, bireylerin şiddet olgusunu içselleştirmesini sağlayan bir role sahiptir. Bu nedenle şiddetin nedenleri kadar, şiddetin yansıtılış biçimi de onunla mücadele açısından önem kazanmaktadır’’ (14).

Hiçbir zaman savaşı veya şiddeti haklı gösterecek yayın yapılmamalı. Koşul ne olursa olsun özendiremezsin, bu ilkeyi ihlal edemezsin. Kişisel hırslarını yazıya dökmemelisin ve bunu çıkarların için kullanmamalısın. Haklı olsan da asla şiddete başvurma hatta kendini barış diliyle kurtaramayacak ve şiddet diliyle kurtaracak olsan bile buna başvurma.

  • Yedinci ilke: ‘‘Gazeteci, kaynağını bilmediği bilgi ve haberleri yayınlayamaz; kaynak açık olmadığında, yayınlamaya karar verdiği durumlarda da kamuoyuna gerekli uyarılarda bulunur’’ (15).

Bir duyum aldığınızda bu bir dedikodudur ama tanımadığın insanlara yayman haberciliğe girer. Bu bir iddia ise bunu baştan belirtmen gerekir. ‘

‘Haber içerisinde mümkün olan her yerde bilgi almak için güvenilir kaynaklar belirgin şekilde gösterilir’’ (16).

Eğer kaynak gizli tutulmak istiyorsa, gizli tutmak zorundadır.

  • Sekizinci ilke: ‘‘Gazeteci; bilgiyi yok edemez, görmezlikten gelemez, metinler ve belgeleri değiştiremez’’ (17).

Bilgiyi yok edemez ve görmezden gelemez.

‘‘Yok saymak ortada olan sorunların görmezden gelmek, mesleğin içinden ya da dışından mesleği istismar edenlerin dolaylı yoldan korunmasını sağlayabilmektedir’’ (18).

Eğer bir şeyi görmezden gelirseniz, bundan cesaret bulan kişiler bunu yapmaya devam edecektir. Devletin göremediğini görebilmek ve halkın temsilcisi olmak bunu gerektiriyor. Yeri geliyor bir gazeteci yasama, yürütme ve yargıyı bile denetliyor. İşte biz buna dördüncü güç yani medyanın gücü diyoruz. Medya halkın bir sözcüsüdür ve görevini layığıyla yerine getirmek zorundadır. Dürüst olmalı ve haber ayırt etmemelidir.

  • Dokuzuncu ilke: ‘‘Gazeteci; halkın haber alma hakkıyla doğrudan bağlantılı olmayan hiçbir amaç için izin verilmedikçe kimsenin özel yaşamın gizliliğini ihlal edemez’’ (19).

Yani özel yaşamın gizliliğine saygı göster.

‘‘Her insan, özel ve mahrem hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Bu hak yasalarca da güvence altına alınmıştır. İnsan kişiliğinin sağlıklı gelişmesi için başkalarının denetiminden ve gözetiminden uzak, özgürce yaşayacağı hayata da ihtiyacı vardır’’ (20).

Peki bir olayın haber değeri olup olmadığına nasıl bakacağız? Bir kişinin itibarı kamusalsa ve kazancı kamusalsa, özel yaşamı kamusaldır. Ama tabii ki bununda bir sınırı var kişiyi taciz etme, özel yaşamını kısıtlama gibi nedenlerde haksız duruma düşülebilir. Mümkün olduğunca, kişinin özel yaşamının haberleştirilmemesi gerekir. Kişinin özel yaşamına saldırmak, ona zarar vermek gazetecilik değildir.

  • Onuncusu: ‘‘Gazeteci, yayınlarıyla ilgili her yanlışı en kısa sürede düzeltmekle ve gerektiğinde özür dilemekle yükümlüdür’’ (21).

Yani özür dile, düzelt ve cevap hakkı ver.

‘‘Cevap ve düzeltme hakkı, kişi ve kuruluşların, kendileriyle ilgili basın açıklamaları (yayınlar) konusunda, aynı araçtan yararlanarak düşüncelerini açıklama, kendilerini savunma ve böylece yanlış beyanları düzeltme imkânı veren bir temel haktır’’ (22).

Gazeteci bir yayıncıdır ve hata yapabilir. Doğrudan veya dolaylı maruz kalan kişi mahkemeye başvurabilir. Eğer yazılı basındaysa aynı yerde, aynı köşede aynı puntoda düzeltme yayınlayabilirsin. Özür dilemek en büyük erdemdir özür dileyerek yalnızca şu bilgiler yanlıştır denmez aynı zamanda doğrusu şudur diyebilmekte gerekir. Medya devasa bir güç halktan birinin ise böyle bir gücü yok bu çok eşitsiz bir durum bu yüzden mağdur olan kişiye yargı yolu açıktır. Tartışmanın sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için her iki tarafında söz hakkı olmalıdır. AİHM’ne baktığımızda basın davalarıyla ilgili en çok başvurulan ülke içerisinde Türkiye, ilk üçtedir. Hukuk sistemi basının devasa gücü karşısında güçsüzü, haklıyı korumak için kanunlarla koruma altına almıştır. Türkiye sınırları içerisinde her hukuk yolunu tükettikten sonra istenilen sonuç alınmadığında son çare olarak AİHM’ye başvuru yapılır.

Uğur Dündar ve Bezmenler Vakası

Şimdi ilkeleri öğrendiğimize göre, Uğur Dündar’ın Bezmenler vakasını tartışabiliriz. Bezmenler olayı nedir ve neden bu kadar akılda kalıcı oldu? İlkelere göre analiz yapalım.

Usta gazeteci Uğur Dündar, Aralık 1994’ de yolsuzluktan aranan kaçak iş insanı Halil Bezmen’ i bulabilmek için ABD’de bulunan Connecticut’ de ki evine gitti. Dündar o dönem Arena programını yapıyordu. Bu program çok meşhur bir programdı ve çok fazla ödül aldı. Adını yaptığı baskınlarla duyuran programda en akılda kalıcı olay ise Bezmenler olayı oldu. Olay şu şekilde gerçekleşti: Dündar, Bezmenler’ in ABD’deki evine gidip kapıyı çalıyor ve rahatsız ediyor, yolsuzlukla itham ediyor. Sonrasında kameraman ve Dündar bahçeye çıkıyor. Arkasından evde çalışan Remzi Çelik tepki gösterip yanlarına geliyor. Remzi Çelik’in hakaretleri ve kameramana tehdit ederek müdahale edince sözlü kavga fiziksel kavgaya dönüşüyor ve Uğur Dündar küfredip adamı dövüyor. Kavga sırasında Remzi Çelik’in burnu kırılıyor. Uğur Dündar’da 12 saat gözaltında tutuluyor. Daha sonra 100 Bin dolar kefaretle serbest bırakılıyor. Bu olayın videosu son yıllarda daha da popülerleşti ve birçok dile çevrildi.

İlk ilkeyle analize başlayalım.

Uğur Dündar gerçekleri çarpıtmadan anlattı mı?

Birçok kaynağa göre Uğur Dündar gerçekleri çarpıtarak anlattı. Peki işin aslı ne? Her ne kadar olayın aslını yaptığı programda ve tanıdık gazetecilerle yaptığı röportaj da anlatsa da hala tartışma konusu olmaya devam ediyor. Yıllar sonra katıldığı bir televizyon programında kendisine Halil Bezmen ile ilgili olay sorulduğunda yaptığı açıklama da Halil Bezmen’ e çok yakın bir kaynak olan babası Fuat Bezmen’ i yakından tanıdığını söyleyen Uğur Dündar tüm bilgileri babasından aldığını iddia ediyor. Baba Bezmen, oğlunun kurduğu fabrikada Tekstil imparatorluğunun gerektirdiği şekilde çalıştırmadığını ve kendini borç batağına sürüklediğini söylemiş ve oğlunu ölünceye kadar affetmemişti. Uğur Dündar, Bezmen ailesiyle hiçbir sorunu olmadığını tek sorun Halil Bezmen’ in kişiliğiyle ilgili olduğunu vurgulayıp, kişisel bir meselesi olmadığını sadece toplumun doğru haberi bilmeye hakkı olduğu için bunun peşine düştüğünü söylüyor. Bu olayda Bezmenler’ in çocukları ve diğer aile üyeleri haber konusu haline getirilmediğini sadece Halil Bezmen’ in yaptıklarından ötürü bu olayların yaşandığını vurguluyor. O eve gitme nedeni ise Edirne’de Halil Bezmen’ in sahibi olduğu fabrikada işçilerin kıdem tazminatı vermemiş ve devlete karşı borçlanmıştı ve daha sonra tutuklu yargılanacağını anlayınca yurtdışına kaçmıştı. İşçiler, Uğur Dündar’dan haklarını aramasını istemişti. Birçok işçiyi sefil halde geçim sıkıntısı yaşadığını gören Uğur Dündar bu vakayı araştırma sözü verip yurtdışına kaçan Halil Bezmen’ in yerini tespit edeceğini söylemiştir. Ve daha sonra Halil Bezmen Amerika’daki çok zengin bir malikanede evde kaldığını tespit etti. Olay sadece bununla sınırlı değildi o gün ki arkeolojik müzeden expertiz raporuna göre, bir köşkten tarihi eşyalar toparlanmış ve bir Bulgar gemisine yüklenmiş Amerika’ya gönderilmiş ve alıcı olarak da Uğur Dündar’ın kavga ettiği kişinin ismi geçince Uğur Dündar haberi hemen kanıtlarıyla birlikte yayınlamıştır. O gün oraya mikrofon uzatıp bilgi almak için gittiğini ve asla aklında kavga olmadığını vurguluyor. Tabii ki ilgili kişi bunu videoda ‘‘Beni kaçakçı olarak gösterdin’’ dese de gerçek bariz. Olayda birçok kişinin tanıklığı söz konusudur. Program aşağıda.

İkinci İlke Açısından Analiz

Demokratik bir toplum için bir gazeteci tüm bilgileri halka sunmalı ve eşitliğin yayılması için çaba sarf etmelidir. Her kim olursa olsun ister işçi sınıfı ister üst sınıflardan fark etmez gazetecinin amacı barışı ve dengeyi yansıtmaktır. Demokratik ortam bireye daha yaşanabilir bir ortam sunar. Bu olayda da birçok gazetecinin peşine düşmediği Bezmen’ i bulup o işçilerin haklarını savunmuş ve yapılan yolsuzlukların hesabını sormak için kapıya dayanmıştır. Uğur Dündar işçilerin sesini duymuş ve onların ihbarlarını dikkate alarak olayın peşinden gitmiştir. İşçileri hem gece gündüz çalıştırıp hem de maaşlarını vermeyip kaçan bir iş adamı var. Bunun hesabının sorulması ve demokratik düzeni tekrar kurmak gereklidir.

Üçüncü İlke Açısından Analiz 

Belli bir dine, mezhebe, dile ve sınıfa karşı bir saygısızlık söz konusu değildir. Aksine Uğur Dündar işçilere saygı duymuş, oturup onlarla konuşmuş ve onlara yardım etmiştir. Bir üst sınıfta olan Halil Bezmen’e karşı işçilerin haklarını sormuş ve yolsuzluklara karşı mücadele etmiştir. Hiyerarşik yapıda sesini duyuramayan işçilere yardım etmiştir. İşçilerin yok olmasına izin vermemiş onlara destek çıkmıştır.

Dördüncü İlke Açısından Analiz

Uğur Dündar bu videoda kullandığı ifadelerle düşmanlığı körüklemiştir. Her ne kadar elinde kanıtlarsa o kapıya dayansa da kullandığı kelimelere dikkat etmemiştir. Güzel bir üslupla konuşmak yerine direk iğneleyici laflar kullanmıştır ve bu görüntüleri yayınlamıştır. İnsanlar arasında bir zıtlaşmaya neden olmuştur. Bezmen ailesini yolsuzlukla ve kaçakçılık yapmakla eleştirmiştir. Tüm bu olaylar olurken Türk Basın’ ı da rahat durmamış sürekli kışkırtıcı haberler yapmaya devam etmiştir. Gözaltına alındıktan sonra bile Selma Bezmen’e tüm görüntüleri yayınlayacağını ve yetim hakkını yiyip kaçmanın bedelini ödeteceğini ima eden ifadeler kullandı. Bir taraf Uğur Dündar’ı savunuyorken, öbür taraf onun duygu sömürüsünü yaptığını ve o dönem sunduğu Arena programının reytinglerini arttırmak için tüm bu olayları kurguladığını iddia etmiştir. Amerika’da ise Amerikan basınının dikkatini çeken bu konu çeşitli kanallarda yayınlanmış ve Uğur Dündar ile röportajlar yapılmıştır. Amerikan basını Türk hükümetini basın hakları konusunda daha hassas olmaya davet etmiştir. Artık olay Türkiye sınırlarını aşmış ve oldukça ses getirmiştir. Bu konu Türkiye’de meclise de taşınmış ve gazetecilik haklarının tekrar gündeme gelmesine sebep olmuştur. Olaydan sonra Türkiye’ye dönen Uğur Dündar havaalanında çiçekler ve tezahüratlarla karşılanmış ve kısa bir konuşma yapmıştır. Öte yandan ise onu eleştirmek için gelenler de olmuştu. Hatta kışkırtıcılıkla suçlanmış ve polis eşliğinde evine kadar eşlik edilmişti. Yalnızca bununla sınırlı kalmadı uzun süre bölünme devam etti.

Beşinci İlke Açısından Analiz

Herhangi bir aykırılık yoktur. Olayın içerisinde bile böyle bir konu dahi geçmemektedir.

Altıncı İlke Açısından Analiz

Belki de bu olayın bu kadar çok ses getirmesinin asıl sebebi bu ilkedir. Her ne sebepten olursa olsun Uğur Dündar Remzi Çelik’i darp edip burnunu kırmamalıydı. Evet işini icra ediyordu ve o kişi ona saldırdı kendini savunabilir ama bunu şiddetle sonuçlanması gerekmiyordu. Videoda görüldüğü üzere ilk saldıran taraf karşı taraftan gelmiş ama Uğur Dündar’da kendini savunmayı biraz abartıp adamı hastanelik etmiştir. Gazeteci haklıda olsa karşı tarafa şiddet uygulamamalı ve bunu meşrulaştırıcı haber yapmamalıdır. Olaydan sonra bile Amerika’daki emniyetin önünde yayın yapmaya devam etmiş ve en ufak bir pişmanlık bile duymadığını gözler önüne sermişti. Türkiye’ye döndükten sonra bile yaptığının doğru olduğunu söylemiştir. Birçok canlı yayına çıkmış ve kendisini savunduğunu dile getirmiştir. Hatta geçen ay katıldığı programda bile ‘‘Dayak yemek gazetecinin kaderi olmamalı’’ demiştir. Yine 5 Ekim 2021’de katıldığı ‘‘Anında Manşet’’ isimli programda ‘‘Bir de bizim mesleğimizin mensuplarına saldırmak özellikle spor haline geldi. Bir defa sosyal anlamda linçleri yaşamakla birlikte fiziksel saldırılar da başladı. Sanki şiddete maruz kalmak gazetecinin kaderiymiş gibi algılandı, algılanıyor. Bir defa da gazeteci kendini savunmuş olsun. Boyumuzla, posumuzla neden dayak yiyelim ki? Meşru savunma diye bir durum var. Bundan dolayı çok üzüldüm. Saldıran kişi de orada çalışan bir insan…” (23). Kendini çok iyi savunduğunu dile getiren Dündar, Remzi Çelik’e kavgadan önce mikrofon uzatıp konuşma hakkı verdiğini ama o konuşmak yerine saldırmayı seçtiğini söylüyor ve bunun meşru savunma olduğunu dile getiriyor. Eğer kapıyı açsalardı mikrofonu uzatacaktı ve birkaç soru soracaktı eğer cevaplamak istemezlerse dönüp geleceğini söylüyor. Şiddet yalnızca fizikselle sınırlı kalmadı sözlü şiddette vardı. Küfür, hakaret ve tehdit de vardı. Ağza alınmayacak küfürler videoda en dikkat çeken unsurdu. Olayın yaşandığı dönem bile kitleler tarafından kahraman ilan edilmiştir ve hala da öyle de düşünen insanlar vardır.

Yedinci İlke Açısından Analiz

Uğur Dündar bu olayda kaynağın olayda adı geçen Halil Bezmen ve fabrika işçileri olduğunu söylemiş hatta yalnızca bununla da sınırlı değil arkeoloji ekspertizleri de olaya tanıktır. Tüm bu belgeler ve yolsuzluklar sonucunda kanıtlarla gazeteye sunmuştur. İşçilerin o dönem yazılı basında da röportajları yansımıştı. Hepsi Uğur Dündar’ı doğrulayacak nitelikteydi. Bu durum bazı taraflarca kabul edilmese de kanıtlar mevcuttur. Havaalanında Uğur Dündar’ı karşılamaya gelenler arasında işçilerden de vardır. Taraflardan herhangi bir yalanlama gelmedi. Halil Bezmen’in yurtdışında kurduğu işler ve ortaklıklarda yaşanılan sorunlar da önceki yıllarda yaşanan olayları kanıtlar niteliktedir.

Sekizinci İlke Açısından Analiz

Uğur Dündar gerçekleri göz ardı etmek yerine araştırmış, beklemiş ve doğru atak için fırsat kollamıştır. Ve zamanı geldiğinde hem halkın hakkın hem devletin hem de kıdem tazminatı verilmeden işden çıkartılan gazetecilerin hakkını aramıştır. Eğer bilgiyi yok saysaydı belki şu an hala bunlar devam ediyor olurdu. Yolsuzluk ciddi bir meseledir ve görmezden gelinemez. Eğer görmezden gelseydi, tüm bu olanlara kulağını tıkayıp umursamaz olsaydı o zaman bunu yapan kişiler yapmaya devam edecekti. Demokrasiyi savunmanın bir anlamı kalmayacaktı. Bir gazeteci yanlış bir olayı yakaladığı an bunu ifşa etmezse, görmezden gelirse belki o küçük olay sandığınızdan daha da büyüyecektir ve geri dönülmez sonuçlara neden olabilir. Bu yüzden olay büyük küçük demeyip olaya dahil olunmalıdır. Her ne kadar bir söylenti olarak ortaya çıkan olayda bir delil yokken kanıtlar bulmuş ve bilir kişilerle görüşmüştür. İşçilerin aç kaldık hakkımızı ara, perişan olduk laflarını görmezden gelemedi. Birçok gazeteci Halil Bezmen ile irtibat halinde olmasına rağmen haber yapmadı. Yandaş davrandılar ama Uğur Dündar tarafsız bir şekilde olayı araştırdı ve tüm kanıtlarıyla birlikte olayın üstüne gitti. Uğur Dündar bu programı yaptığı dönem bir çok yolsuzluk yapanın korkulu rüyası gibiydi. İnsanlar ondan çekinirdi çünkü o hiçbir olayı görmezden gelmiyor ve ifşa ediyordu.

Bunu tüm gazeteciler için düşünmek oldukça güç çünkü eğer Uğur Dündar gibi adını duyurmuş, yerini sağlamlaştırmış bir gazeteci olsaydı bunu yapabilir miydi? Hiç sanmıyorum çünkü haber daha bültenlere taşınmadan önü kapatılmıştı. Buna cesaret edebilen çok az gazeteci vardır heralde. Bazen cesarette tüm olayı yansıtmaya yetmiyor. Asıl zorluk haberi yakaladıktan sonra başlıyor. Onun eşik bekçilerini atlatıp yayınlaması bir hayli zor.

Dokuzuncu İlke Açısından Analiz

Olayda karşı taraftan izin alınmaksızın mülk sınırları içerisine girilmiş ve Bezmen ailesi rahatsız edilmiştir. Bhçeye izinsiz giriyor, kapıya dayanıyor, tepki gösteren kişiyle kavga ediyor ve adamı dövüyor. Burada suçlu konumunda olan bence Uğur Dündar çünkü izinsiz girdiği yerde tepkiyle karşılaşınca tartışıyor ve tartışma git gide büyüyor. Sonunda şiddete dönüşüyor. İtibarı kamusal olan bir kişi var evet bu doğru ama bunun üstüne bu kadar gidip kapıya dayanmak kesinlikle yanlış bir davranış. Kişilerin medyadan ve kamudan uzaklaşabildikleri ve rahat edebildikleri tek yer evleridir. Ev kişinin konfor alanıdır. Onu orada rahatsız ederek bunu haberleştirmek doğru değil.

Gazetecinin hakkı haber değeri taşıyan bir konuyu araştırıp yorumlamaktır. Yorumlayabilmek için de öncelikle kişiyi yakından tanımalıdır ama bunu insanlar istemediği halde sıkıştırarak, haber vermeden, daha önce aramadan giderse bu hem karşı taraf için sıkıntılı bir durumdur hem de gazeteci için çünkü başkasını rahatsız ettikten sonra basın özgürlüğüne sığınarak olaydan aklanamaz. Mümkün olduğunca kişinin özel hayatı haberleştirmemek gerekir. Kamuoyunun haberi olsun ya da olmasın özel yaşama bu kadar müdahale edilmemeli. Kamuoyunu ilgilendiren bir konuda olsa kişinin özel hayatını gündeme getirmeden kişinin kendi alanına müdahale edilmeden yapılmalı. Bu bir insani haktır. Kişi, özel hayatına izin vermediği kişi müdahale edemez. Kişinin yakın çevresini ve ailesini düşünmeden bu videoyu yayınlaması da kişilik haklarına aykırıdır. Kişiye ait hiçbir veri, video ve fotoğraf izin olmaksızın paylaşılamaz. Günümüz dünyasında internetin ve teknolojinin gelişimiyle birlikte bu video geniş kitlelere yayılmış ve mağdur alay konusu olmuştur. Söz konusu kişinin kendisine ve ailesine manevi açıdan zarar vermektedir.

Altın kuralı unutmayalım. Size yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkasına yapmayın. Uğur Dündar burada Makyavelist bir bakış açısıyla hareket etmiş olabilir. Habere ulaşmak için her yolu kutsal olarak görmüş ve evin kapısına dayanacak kadar ileriye gitmiştir. Sonra da bunu benim mesleğim diyerek sanki habere giden her yolda her yol mübahmış gibi davrandı. Karşı tarafta haklı olarak (her ne kadar suçlamalar kanıtlanabilir nitelikte olsa da) tepkilerini gösterdi ve aralarında fiziksel şiddet yaşandı.

Onuncu İlke Açısından Analiz

Olay sonrası Uğur Dündar özür dilemek yerine medyanın da gücünü kullanarak haklı konuma gelmeye çalışmıştır. Tamamen haksız denilemez evet haklıydı ama bunu yanlış yollara başvurarak yaptı. O dönem Bezmen ailesi ve Remzi Çelik mahkemeye haberlerin ve görüntülerin kaldırılması için başvurmuştu. Bazı gazeteler buna aykırı davranmaya devam etti. Uğur Dündar ise özür dilemedi ve hala da yaptığı şeyin doğru olduğunu savunan açıklamalar yapmaktadır. Tartışma sağlıklı bir şekilde sürdürülmedi her iki tarafta eşit haber ağına sahip değildi. Uğur Dündar haberini düzeltmedi, bir sürü davayla karşılaştı. Hatta sadece o değil birçok gazeteci ve haber mecraları birbirini dava etti. Bezmen, kendisini ifade edebilecek birkaç mecra buldu. Tamamen ifade edemedi diyemeyiz bu yanlış olur. Böylesine zengin bir ailenin elbette gazeteci tanıdıkları vardı ve kendilerini ifade etme fırsatı buldular. Fakat karşılarında Uğur Dündar gibi bir isim olduklarını düşünürsek, onun karşısında biraz daha güçsüz duruma düştüğünü söyleyebiliriz. Eğer bu kadar ünlü bir gazeteci olmasaydı etkisi bu kadar geniş olmayacaktı.

Şimdi hep birlikte bu vakadaki olayları basın meslek ilkelerine göre uygunluk açısından ele alalım.

                                                            VAKANIN UYGUNLUK AÇISINDAN İNCELENİŞİ
1 Gerçekleri çarpıtmadan aktar, anlat!                                       UYGUN         1
2 Demookratik değerleri savun!                                       UYGUN         1
3 Ayrımcılık yapma!                                       UYGUN         1
4 Düşmanlığı körükleme!                                 UYGUN DEĞİL         0
5 Kültürel ve dini değerlere saygı duy!                                       UYGUN         1
6 Şiddetsizlik ilkesi!                                 UYGUN DEĞİL         0
7 Haber kaynağını sorgula!                                       UYGUN         1
8 Görmezden gelme, yok sayma!                                       UYGUN         1
9 Özel yaşamın gizliliğine saygı duy!                                 UYGUN DEĞİL         0
10 Özür dile, düzelt ve cevap hakkı ver!                                 UYGUN DEĞİL         0

 

Gazeteciler Cemiyetinin yayınladığı basın meslek ilkelerine göre, Uğur Dündar analiz edildiğinde; on ilkeden sadece altı tanesine uymuştur. Yani uyum oranı 0.6’dır. Yani %60 başarılıdır. 4 ilkeye uyum sağlamamıştır oranı ise 0.4’ dür. Uğur Dündar basın meslek ilkelerine %40 oranında uyumsuzluk göstermiştir ve bu vakada kısmen de olsa başarılı olmuştur.

Gülsüm Yaren AKDAĞ

Kaynakça

  1. Atar, S. (2014). Medya Etiği. Ankara: Adalet Yayınevi.
  2. TGC, ‘‘Gazetecinin temel görevleri’’, erişim: 17 Nisan 2019, https://www.tgc.org.tr/bildirgeler/t%C3%BCrkiye-gazetecilik-hak-ve-sorumluluk-bildirgesi.html
  3.  Yeşil, M. (2014). Medyanın mevcut durumu-kamuoyu beklentileri,1673
  4.  TGC, ‘‘Gazetecinin temel görevleri’’, erişim: 17 Nisan 2019, https://www.tgc.org.tr/bildirgeler/t%C3%BCrkiye-gazetecilik-hak-ve-sorumluluk-bildirgesi.html
  5. Vural, M. (1992). Demokratik toplumlarda basın ahlakı ve araştırma gazeteciliği. Kurgu Dergisi,128
  6. Karabulut, T. (2015). Medyada çok sesliliğin yasal engelleri: Yoğunlaşma, basın ve ifade özgürlüğü ekseninde çok seslilik tartışmaları ve çözüm önerileri, 4-5.
  7. TGC, ‘‘Gazetecinin temel görevleri’’, erişim: 17 Nisan 2019, https://www.tgc.org.tr/bildirgeler/t%C3%BCrkiye-gazetecilik-hak-ve-sorumluluk-bildirgesi.html
  8. Tosun, Ç. (2020). Irkçılık ve nefret söylemi. Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi,5114.
  9. TGC, ‘‘Gazetecinin temel görevleri’’, erişim: 17 Nisan 2019, https://www.tgc.org.tr/bildirgeler/t%C3%BCrkiye-gazetecilik-hak-ve-sorumluluk-bildirgesi.html
  10. Deniz, T. (2018). Irkçılık ve yabancı düşmanlığı. Safran Kültür ve Turizm Araştırmaları Dergisi, 8.
  11. TGC, ‘‘Gazetecinin temel görevleri’’, erişim: 17 Nisan 2019, https://www.tgc.org.tr/bildirgeler/t%C3%BCrkiye-gazetecilik-hak-ve-sorumluluk-bildirgesi.html
  12. Arsan, E. (2005). Gazetecilik ve habercilik. İstanbul: İletişim Vakfı Yayınları.
  13. TGC, ‘‘Gazetecinin temel görevleri’’, erişim: 17 Nisan 2019, https://www.tgc.org.tr/bildirgeler/t%C3%BCrkiye-gazetecilik-hak-ve-sorumluluk-bildirgesi.html
  14. Gökulu, G. (2013). BASINDA KADINA YÖNELİK ŞİDDET HABERLERİNİN ANALİZİ: HÜRRİYET, SABAH VE POSTA GAZETELERİ ÖRNEĞİ (2005-2008). The Journal of Academic Social Science Studies, 1831.
  15. TGC, ‘‘Gazetecinin temel görevleri’’, erişim: 17 Nisan 2019, https://www.tgc.org.tr/bildirgeler/t%C3%BCrkiye-gazetecilik-hak-ve-sorumluluk-bildirgesi.html
  16. Daştan, F. (2021). Gazetecilikte Haberin Objektiflik Niteliği. Marmara Üniversitesi İletişim Dergisi,49.
  17. TGC, ‘‘Gazetecinin temel görevleri’’, erişim: 17 Nisan 2019, https://www.tgc.org.tr/bildirgeler/t%C3%BCrkiye-gazetecilik-hak-ve-sorumluluk-bildirgesi.html
  18. Kılıç, D. (2013). Haber yapma sürecinin belirleyici unsurları ve basın ahlakı. Selçuk İletişim, 139.
  19. TGC, ‘‘Gazetecinin temel görevleri’’, erişim: 17 Nisan 2019, https://www.tgc.org.tr/bildirgeler/t%C3%BCrkiye-gazetecilik-hak-ve-sorumluluk-bildirgesi.html
  20.  Korkmaz, A. (2014). İnsan hakları bağlamında özel hayatın gizliliği ve korunması. KMÜ Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi 1, 99.
  21. TGC, ‘‘Gazetecinin temel görevleri’’, erişim: 17 Nisan 2019, https://www.tgc.org.tr/bildirgeler/t%C3%BCrkiye-gazetecilik-hak-ve-sorumluluk-bildirgesi.html
  22.  Çiftçi, A. (1992). Yazılı basında cevap ve düzeltme hakkı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 48.
  23. Cumhuriyet, ‘‘Uğur Dündar, yıllar sonra ‘Bezmenler’ kavgasını anlattı’’, erişim: 5 Ekim 2021, https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/ugur-dundar-yillar-sonra-bezmenler-kavgasini-anlatti-1874442

Hakkında Sophos Akademi

Sophos Akademi, bir popüler bilim ve teknoloji sitesidir. Yaşama bilgelik katmayı amaçlar. Konuk yazarların makaleleri veya sitenin haberleri bu avatar ile yayınlanmaktadır.

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Don’t Look Up: Etik Kavramının Değişkenliği

Filmin türü bilimkurgu ve komedi olarak geçiyor ama fazlasıyla politik hiciv içeriyor. Politikanın yanında medyanın …

Kapitalizm ve Medya: Veyis Ateş ve Hadi Özışık Vakası

Marx, aşk da bir gün meta olacak demişti. Bu bağlamdan bakıldığında haber de kapitalist ilişkilerin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir